9 Temmuz 2017

Okunanlar | İzlenenler Haziran '17


Masaldan Öte Melete - Kat Howard
Misis Kitap

  Masaldan Öte Melete, yeni bir yayınevi olan Misis Kitap'ın çıkardığı ikinci kitabı ve merakla beklediğim bir kitaptı. Kitabı isterseniz sunum setiyle de alabilirsiniz ve bence öyle almanızı tavsiye ederim çünkü içinde enfes kokan bir mum, kendi masalınızı yazmanız için bir el yapımı defter ve kalem bulunmakta. Ayrıca bu muhteşem ortama eşlik etmesi için de paketi açtığınızda buram buram kokan bir paket kahve. Çok özenilerek hazırlanmış bir set ve kitap da aynı özenle yayına hazırlanmış. Bu özenle de nice nice kitaplar çıkacak eminim çünkü yayınevinin arkasında sevdiklerim var. 

  Durum böyle olunca kitabı hemen okumaya başlayıp kısa bir süre içinde de bitirdim. Açıkçası geçen aylarda gelen yoğun tempoda istediğim hızda kitaplarda ilerleyememin de bir çaresi oldu. Bunun nedeni ise içine kitabın kurgusunun yavaş yavaş bağlaması, içinde sanat okulu, periler, kız kardeş ve arkadaşlık bağları ile merak duygusunu da güzelce yerleştirmesi olmuş. Arada uzayan kısımlar olsa da genel olarak beni durumumdan kurtardığı için ilaç gibi geldi diyebilirim. 


Damızlık Kızın Öyküsü - Margaret Atwood
Doğan Kitap

  Yıllardır ülkemizde basılmayan kitap dizisi yayınlanınca sonunda tekrar basıldı. Basımı olmayınca soluğu sahaflarda bu sefer almadım çünkü ileri ki yıllarda bir gün mutlaka okurum diye aklımın bir köşesinde duranlardan biriydi. Fakat dizisinin fragmanını görünce diziye başlayabilmek için öncelikle kitabı okumak benim için bir şarttı. Bu yüzden büyük bir heyecanla başladım. İtiraf etmeliyim ki okumadan önce biraz sıkılacağımı düşünüyordum daha hiç bir bilgim yokken. Fakat tam bir bomba etkisiyle benim düşüncelerimi patlattı, attı. Her bir satırını merakla, ilgiyle ve üzülerek okudum. Böyle bir dünya olmasın diye de devam etti çünkü eğer birisi böyle bir şey yazdıysa bu bir ihtimal dahilinde olabilir. Belki de bilmediğim yerlerde bunun da yaşanabilmesi olası. 

  Konusu ise kısaca şöyle: Amerika Birleşik Devletleri'nde kadınların doğurganlık oranlarının düştüğüne ve bu durumun tehlikeli boyutlara ulaştığını söyleyen bir gizli grup var. Ayrıca kadınların kariyerlerine odaklanmasının da doğurganlık durumu etkisi olduğunu iddia eden bir grup bir nevi darbe yaparak ülkedeki bu durumu kontrole almak için yönetimi ele alıyor. Bazı insanlar Kanada'ya kaçıyor, kaçamayanlar ise yönetime zorla boyun eğdiriliyor ve doğurgan kadınları yurtlara hapsedip sadece doğurganlıklarına odaklanmalarına yönelik kilise eğitimi ve inanç veriyorlar! 

   Bu yazdıklarım sadece küçük bir kısmı ama kitaba devam edebilmek için iyi bir ruh haline sahip olunması gerektiğini düşünüyorum çünkü olayları kaldırabilmek zor oluyor ama yine de bu kitap mutlaka okunmalı!


   Snapchat sohbetlerinden birisinde bana gelen film tavsiyesi Sing Street filmi idi. Daha önce hiç bir şekilde ne afişine ne konusuna rastlamıştım. Film oyuncularının ise çoğunu tanımıyordum sadece filmin yönetmeni önceden izlediğim film olan Begin Again'in yönetmeni ve film yine müziklerle dolu, ki fragramanını izleyince filmi beğeneceğimi düşünüdüm. Ayrıca 80'lerdeki o elektronik ve çılgın renklerdeki durumu pek sevmesem de bu film 80'lerde geçiyor ve ben bayıldım. 

  Dublin'de yaşayan genç bir çocuk ailesindeki maddi sıkıntılar nedeniyle yeni bir erkek ortaokul-lisesi gibi bir okula başlar ve ilk gününden okuldaki sıkıntılar da başlar. Okulun bahçesinde dolanırken bahçenin karşısındaki bir binanın merdivenlerinde oturan bir kıza rastlar ve vakit kaybetmeden kızla tanışmak ister. Tanışma bahanesini de anında uydurduğu bir nedene bağlar: Kurduğu grup (aslında olmayan) video klibi çekecektir ve kıza da oynayıp oynamayacağını sorar. Kız da demo kaydı dinlemeden karar vermeyeceğini söyler. Böylece okuldaki tek arkadaşıyla birlikte grubu kurmaya çalışırlar. Devamı ise harika!


   Eskiden 90'larda çekilen filmleri çok sevmezdim ama son dönemlerde bir izleyesim geliyor. Geçen ay Julia Roberts'tan gittiğim gibi bu ay da Notting Hill'i seçtim. Başarılı bir Amerikalı oyuncu olan Anna film çekimi için Londra'ya gelir ve bir gün merkezden uzak, seyahat üzerine kitapların satıldığı bir kitapçıya girer. Dükkan sahibi olan Hugh, Anna'nın hayranıdır fakat ona hayranı olarak davranmayıp herhangi bir vatandaş olarak davranır. Anna çıktıktan sonra dükkanı kapatır ve dışarıya çıktıp dolandığında Anna ile çarpışırlar ve portakal suyu ikisininde üzerine dökülür. Tam bir nostalji. Ben izlerken bana çok çok iyi geldi.


   Kitabı bitirip hemen diziye başladım. Fakat internette sadece BluTv'de bulabildiğim için deneme süresiyle izledim. Damızlık Kızın Öyküsü'nde anlatıları çok başarılı bir şekilde yansıtmış ve anlatmadığı kısımları da ikinci sezonda anlatma ihtimali olduğunu internette yorumlarda yazmışlar. Ne kadar doğru bilemiyorum ama ikinci sezon nasıl olacak merak içindeyim. 


   Blutv deneme üyeliği hazır varken ne izleyebilirim diye baktığımda bu filmi bulabildim çünkü doğru düzgün film çok az ve olanları da izlemişim. Bu film de listemdeydi ama afişi görünce izlemeyi unuttuğumu fark ettim. Dr. Alice Amerika'da dil biliminde çok başarılı ve güzel bir aileye sahip olan bir profesördür fakat kendisine genetik bir şekilde geçen Alzheimer hastalığına yakalanıp maalesef hızlı bir şekilde de hastalığı ilerler. Filmde de başarılı bir insanın bu hastalıkla savaşmaya çalışma mücadelesi yansıtılıyor. Filmde eksikler olsa da beğendiğim yerler olsa da bu mücadeleyi izlemek üzüyor. 
   


   Hala Blutv üyeliğim devam ederken listemde olan Victoria dizisini izledim. Queen Victoria'nın genç bir kız olarak başladığı görevinde kendi yerini sağlamlaştırma sürecini ve evliliğinin başlarını gösteren bir dizi. Victoria ve Netflix'in Queen Elizbeth II anlatan dizi olan The Crown dizisinde kraliçelerin evlilik sorunlarının benzerliği dikkatimi çekti. Fakat The Crown daha karanlık bir dizi iken Victoria yanında biraz genç dizisi gibiydi. 


   DC Comics ya da Marvel karakterlerinin olduğu filmleri artık eskisi gibi sevmiyorum ve bana bazıları çok gürültülü geliyor. Bu yüzden bazı fimleri asla kaçırmam. Wonder Woman'a gidip gitmemek de kararsızdım fakat fragmanı izleyince bunu kaçıramam oldu. Sonuç: Soluğu sinemada aldım ve muhteşemdi!


   Yıllar yıllar sonra tekrar bir Kore dizisi izledim çünkü W dizisinin beğenildiğini çok duymuştum ve ne zamandır aklımdaydı. Hazır boşluktayken başladım ve beni çok şaşırttı. Erkek karakter Korelilerin çizgi romanı olan manhwa aksiyon çizgi romanının baş karakterlerlerinden birisi. Manhwa çizeri ve kızının hayatı ise yarattıkları bu çizgi dünyasıyla karşı karşıya kalır. Beni şaşırtan ise genelde Kore dizileri 7. veya 12. bölümlerden sonra durgunlaşır romantiğe bağlayıp dururlar. Bu dizide bekledim bekledim olmadı ve her bölümü efsane olmuş. Başarısı ve popülaritesi de buradan geliyor olmalı. Beni, benzer şekilde gelişen Kore senaryolarından bayılma durumumu bu dizi ile sonunda atlattım.


   Yine Blutv üyeliğindeyken izlediğim bir film. Sinemalarda gösterimiyle kitabıyla beraber çok popüler olmuştu ve ben de izlemeyi reddetmiştim. Yıllar sonra karşıma çıkınca artık izleyebilirim dediğimde ise beni farklı farklı ülkelere götürdü. İtalya'da gününü gün edip gezerken, Hindistan'da meditasyon ile dinlenip ve Bali'de aşkını bulan Liz ile birlikte dolanıyoruz. Biraz uzun ama gezmek isterken gezemeyince film bizi hiç değilse gezdiriyor. 


   Bu filminin afişini blutv uygulmasında görünce ve gece gece ne izleyeceğime karar veremeyince başladım izlemeye. New York'tan Boston'a gece trenine binecek olan Brook'un çantası çalınmıştır ve trene yetişebilmek koşturarak istasyondadır fakat trenini kaçırmıştır. Elinde de hiçbir şey olmadan istasyondan dışarı çıkar. O sırada Nick durumu bilmeden yardım edebilmek amacıyla peşinden gider. Gece boyunca Brook'u Boston'a yetiştirebilmek için çırpınır ve sabaha kazar süren bu maceraya da izleyici sürükler. Bilinen romantik filmlerden farklı ve hatta romantik değil de arkadaş olarak gelişen ve birbirlerinin hayatlarına etki ettiklerinin samimiyeti çok güzel bir şekilde yansıtıyor. 

   
   Blutv'de izlediğim en son diziydi Good Girls Revolt. 60'lar sonu ve 70'ler başını ele alan bu dizide Time dergisi gibi bir dergi ofisinde kadınların geriye atılmasını ve kadınların bu geleneği yıkmaya çalışmasını ele alıyor. Diziyi çok beğendim ama sanırım sadece tek sezon veya devamı iptal edilmesi beni çok üzse de diziyi çok sevdim. 


   Kendi başımayken korku ve gerilim tarzı filmleri izlemeyi tercih etmesem de arkadaşımla birlikte olunca biraz da onun zoruyla bu efsane filmi izledim. 1950'lerde bir adada tedavi edilen akıl hastalarının kaldığı koğuşta bir katilin kaybolması üzerine iki polisin bu adada incelemesini ele alırken izleyeciyi de akıl oyunlarını çözmeye davet ediyor. Çok beğendim ve hatta sabırsızlığımla bazı kısımlar çabuk ilerliyebilir mi diye aklımdan geçirip durdum.



   Hindistan'da bir lokanta işleten ailenin mekanı bir yangın kundaklamasıyla yok olurken ailenin geri kalanları göç ederek İngiltere'de bir mekanda kurup hem yemekleri yapıp hem de işletirler.  Fakat ile araba ile yeni bir göç yolunda Fransa'nın küçük bir kasabasında arabaları bozulur. Aile babası ise bunun bir işaret olduğunu düşünüp Fransa'nın bu küçük yerinde Hint restorantı açmayı düşünür fakat çocukları bunun delice olduğunu düşünüp burda kalmaması için ısrar etseler de başarılı olamaz. Hemen yolun karşısında ise yeni bir Michelin yıldızı almaya çalışan lüks bir Fransız restorantı vardır. Böylece bu iki restorant arasında savaş başlar. Çok çok samimi ve içimi ısıtan bir filmdi. Mutfağında yemek yapmayı öğrenmeyi izlemek ise bana çok keyif verdi. 


   Reign'in 4.sezonunu izlemeyi düşünümüyordum çünkü geçen sezon sıkılmaya başlamıştım ama bu sezonun final olduğunu öğrenince merakıma yenik düşüp izledim. Bu dizinin tarihi olup da müziklerinin günümüz müzikleri dinletmesi ve kostümlerini çok beğeniyorum. Onun dışında sonunda bitti diyebilirim ama sonunu neden aceleye gelmiş gibi bitirmişler anlayabilmiş değilim. Bu dizi, Victoria ve sonbaharda da The Crown dizisi ile fazlaca İngiliz tarihine maruz kaldığım için bir süre tarihi bir şey izlemek istemiyorum.


   Haziran ayı benim için yine dolu dolu bol izlemeli ve biraz da okumalı oldu. Bu dengenin yerlerini değiştirmem lazım fakat dizileri aktivite gibi işler yaparken de izlediğim için çabucak tükenip bitiyorlar. Ayrıca bu ay Imdb listelerimi de düzenleyince yine bir sürü izleyeceklerimin olduğunu fark ettim. Ne okunacaklar ne de izleyecekler hiç bitmiyor ve bu durum ise yetişebilmek adına daha da çok kamçılıyor. 

8 Haziran 2017

Okunanlar | İzlenenler Mayıs '17


   Mayıs'ın yarısında beni en çok yoran durumu atlatınca kendimi o özgürlükle kitaplara verdim. Okuldan mezun olmadan son bir kez kitapları ödünç aldım. Alanımla ilgili bunları incelemek o kadar keyifli ki ama en keyiflisi 1950'lerdeki reklamları incelemek oldu. Bu kitap hep elimde olsun istiyorum bir de 60'lar ve 70'ler için olanları. Bunların baskısı olmadığı için Amazon'daki satıcıların sattıklarını almak istediğimde iki kitap için bile kur farkında şimdilik verebileceğim bir fiyat olmadığı için askıya aldım. 


   Goodreads'te @bibliograf'ın  Matmazel Christina ile ilgili yorumunu görünce çok merak edip listeme almıştım. Hikaye Rumen folklorunun, gizemin, fantastik ve korku ögelerinin harmanıyla oluşmuş. Okurken kendimi o ürpertici kır evinde bulup kitapta geçen menekşe kokusuyla odaları dolaşıp karakterlerle birlikte korkuya geçtim. Kısaca duyusal olarak hemen hemen her hissi verdiği için kurguya ortak olmak daha da kolaylaşıyor. Arka kapağındaki bu cümle ise kitabı okutmaya yetiyor: ''Rüyaların, aynı anda birçok kişi tarafından, insanın göremediği ama yakınında hissettiği birçok kişi tarafından görülmesi mümkün mü?''

  Bundan sonra ise Anayurt Oteli'ni okudum. Biraz içimi karartsa da hiç aklımda yokken bir yerde beklerken elimdeki Matmazel Christina bitince bunu hemen alıp başlamıştım. Bu kadar karatıcı olduğunu bilmiyordum bilseydim daha sonra okumayı tercih ederdim ama hiç değilse okumama eksikliğini tamamladım. 


   Mayıs ayının en harika anlarından biri ise 39 Basamak'ı izlemek oldu. Oyuncular zaten mükemmel ve onları canlı izleme isteiğinin yanı sıra fotoğraflarda kostümler ve sahne tasarımı ki çok güzel görünüyordu. Bu yüzden ekstra bir merakla izledim ve mükemmeldi o kadar bayıldım ki anlatamam. 


   Moana hakkında diyebilecek bir şeyim yok o kadar güzeldi. Sahneler, renkler adeta bir şölen ve hikayesi içinde bize anlatılanları da içerdiği için bunların da uyarlamasını görmek daha da güzel yapmış.



   İzlemeye başlamadan önce bu kadar keyif alacağımı düşünmüyordum ama bayıldım, çok keyifliydi. Doris, annesiyle yaşayıp ona bakmak için hiç evlenemeyen bir kadın. Bir gün şirkete gelir ve asansörde birisiyle genç ve karizmatik biriyle (New Girl'deki Schmidt) kısa bir sohbet eder, üstüne çantasındaki kurşunkalemi (ç)alar çünkü eşyaları biriktirme huyu vardır ve aklından türlü türlü şeyler geçer. Ofisine geçtiğinde bakar ki o kişi ofiste yeni işe başlayacak olan sanat yönetmenidir. Daha sonra o gence ulaşabilmek için sahte bir Facebook hesabı açar, tesadüfen ordaymış gibi o gencin en sevdiği elektronik bir grubun konserinde karşılaşır. Böylece ona hep yakın olmaya çalışır ve böylece devam eder. Çook eğlenceli ve güzeldi. 

   
   Karayip Korsanları için sinemaya giderim diye düşününce bölük pörçük bildiğim filmleri baştan izleyeyim dedim. Bu yüzden bunu izledim ama istediğim kadar tat alamayınca diğerlerini izleyesim gelmedi. Belki ara ara bakarım artık. 



  Kadro çok güzel ama benim için izlediğim en gereksiz filmlerden oldu hiç beğenemedim. 



  Opera sahnesinde Bach Alaturka-Danzon balesi vardı. Danzon benim hayatımın müziği diyebilerim bunun için kaçırmak istemedim. Her zaman hoparlörle duyduğum notaları baleyle birlikte duymak tüylerimi diken diken etti. Görsellik, dans ve Danzon'daki o geçişlerle o kadar uyumluydu ki bayıldım. Bach'ın Alaturka esintileri baleyle o kadar güzeldi ki sadece arkada verilen görselliği çok beğenemedim ve Danzon'da öyle olursa diye korkmuştum ama Danzon kısmı mükemmel olmuş. 



  Bu ay sanki korku temalı bir ay oldu ve merak ettiğim Pan'ın Labirenti'ni izledim. Posterin güzelliği filmi anlatıyor. Savaş döneminde küçük bir kızın keşfettikleriyle film ilerliyor ama başındaki zalim üvey baba yüzünden çok üzülüp çok gerildim. Film muhteşemdi. 



   The collection Amazon'da ilk yayınlanmaya başladığında çok ilgimi çekmişti ama daha sonra izleyecek yer bulamayınca unutmuşum. Yakınlarda gezinirken eklendiğini fark ettiğimde ise hiç vakit kaybetmeden izlemeye başladım. Paul Sabine adlı tasarımcı Fransa'da savaş döneminden hemen sonra Paris'i modanın merkezi yapması için görev alır. Kendisi terzi olmasına rağmen tasarımları bir tasarımcı kadar iyi değil ve bu yüzden kardeşinin (Tom Riley, Da Vinci's Demons'tan) tasarımlarını kullanır. Arkaplanında ise cinayetler ve politik sorunlar var. Bu yüzden bir yandan elbiselerin oluşum sürecini izlerken bir yandan da gerilerek bölümler ilerliyor. Sezon 8 bölüm ve her biri bir saat olunca merakımdan 1 günde bitirebildim diyebilirim. 



   Mayıs ayının diğer güzelliği ise Bir Delinin Hatıra Defteri. Gidemeyeceğim diye  çok üzülüyordum ama günü denk çok mutlu oldum. Şansıma girdiğimde ikinci sırada ama ama adeta en önde izlermişcesine bir yer bulunca Erdal Beşikçioğlu'nu yakından izleyebilmek sanki bir an gerçek bir yerde değilim gibi hissettim. İrfan Demirbaş sahnesinde koltuksuz sıralama olduğu için iyi bir yer bulabilmek için oyundan bir saat önce gelip sırada bekleme sorunu var sadece ama değiyor. 



  Son zamanların efsane dizisi olabilir. Biyografik olan dizi 1960'ların filmi olan What Ever Happened to Baby Jane? film setinde neler olduğuna dair başlıyor. İki başrol oyunca Joan ve Bette birbirlerinden hiç haz etmezler ve resmen kan davalılardır ama popüler kalmak, şöhretlerinden kopmamak için bu filmde oynamayı kabul ederler. Devamında ise türlü türlü oyunlar. O dönemin Hollywood sahnesini hatta Oscar törenini, arkaplanını, oyuncuların yaşamlarını görmek ve devamında neler yaşadıklarını izlemek tabii bir de 60'lı yılları izleyebilmek diziyi bir günde durmaksızın izlememe neden oldu. 



   Oturup etamin işlediğim için diziler su gibi akarken biraz da film izlemek istedim ama biraz nostaljik ve romantik bir şeyler arıyordum. Bir süredir de aklımda Pretty Woman çalarken hiç izlemediğim filmi izleyeyim dedim ve sonuç hala aklımdan şarkı çıkmıyor :). 



  Efsaneleşmiş filmlerden biri Leonardo DiCaprio ve Tom Hanks güzel bir senaryoda denk gelirse nolur. 1960'ların sonu ve 70'lerde geçen gerçek bir olayı ele alıyor. Frank yaşanan olaylardan dolayı evden kaçınca parasızlıktan dolayı babasının verdiği çekler ile bankaları dolandırmaya başlar ve bu milyon dolarlarca devam edip ülkenin en aranan ama bulunamayan ismi haline gelir. Sonunu ise hiç öyle olabileceği aklıma gelmezdi. 


   Hayatımın en stresli dönemimi geride bıraktıktan sonra kendimi ne kadar kitap, dizi, film, sahne varsa verdim gibi oldu çünkü bunları yapabilmeyi o kadar özlemiştim ki hepsi bana çok iyi geldi. 

30 Mayıs 2017

Kitap Alışverişi #30


   Artık eskisi kadar kitap almıyorum diye düşünürken yaklaşık 6 ayda yine bir kule yapmışım. Büyük sorumlusu D&R'daki kampanyalar ve Kitap yurdundan her ay en az 1 kitap (genellikle 2 oluyor) almaya devam etmem. Bu dönemde kitap okuyamadığım için çoğunlukla ince kitap aldım ki belki arada boşluklarda hemen okuyup bitirebilirim diye düşünmüştüm ama olmadı. 


   Favori kitabımla başlıyorum. Tez savunmamı atlaktıktan sonra Arkadaş Kitabevi'ne girip kendi kendimi kutlamak için pasta yemeden önce kitaplara bakarken bunun kapağına vurulup bakıyordum ki Neil Gaiman yazdığını görünce düşünmeden kendime kutlama hediyesi olarak aldım. İllustrasyonlara, kapak tasarımına (aydıngerin üzerine yazıların ve süslemelerin baskısı, ana kapakta ise illustrasyonun alması) bayıldım. 


   İç sayfaları da bu şekilde. Oturup biraz okumaya başladım ve biraz masallardan karışık elemanlar var gibi. Örneğin Pamuk Prenses ile Uyuyan Güzel'den parçalar hikayede birleşmiş ama karanlık sihir de ortada dolanıyor. Yakın zamanda tekrar sakin kafayla başlayıp bir çırpıda bitirmek istiyorum. 


   D&R'ın 3 al 2 ödesinden önce 9.90 kampanyası vardı. O zaman Sezgin Kaymaz'ları görünce fırsattan istifade almak istedim. Z raporu ise ismiyle ile ilgili bir anım olduğu için tercih ettim. Kralların Merhameti çıktığında oldukça ses getirmişti ve Nebula'ya aday gösterildiği için hem de kampanyada görünce aldım ama yakın zamanda okuyabileceğimi sanmıyorum. 


   D&R 3 al 2 ödeleri. İlk seferinde Aslı Erdoğan'ları aldım ama Kabuk Adam yoktu alırken ve aslında onu okumak istiyordum ama artık başka kitaplarıyla başlayacağım. İkincisinde de Kan ve Gül, Aşk Dersleri aklımda olanlardı ve fiyatlarına yakın olacak kitap bakarken Mektup Aşkları'nı gördüm ve merakla onu da aldım. Kutusu mektup şeklinde ve içinden kitabı çıkıyor. 


   Yılbaşında 1001 Kitap listesinde 17 kitap okuma etkinliği vardı ama sebat edemedim. Huzursuzluğun Kitabı'na ve Kolera Günlerinde Aşk'a başlamıştım ama çok yoğun olduğum için başlarında bırakmak zorunda kaldım. 


   Hayat, Sil Baştan'ı Hepsiburada'da hediye çekim vardı onu değerlendirmek için aldım ve konusu da çok ilgi çekici. Matmazel Christina'yı Gece Kütüphanesi'nin goodreads'te yorumunu görüp aldım. Anayurt Oteli beklemek zorunda kalınca kurtarıcı olsun diye aldım. Damızlık Kızın Öyküsü ilk okuyacaklarım arasında ve Gerçek Hayat'ı da yorumlardan sonra merakla aldım. 

Şu alma hızımla okuma hızım ne zaman bir olacak diyerek üzüntüyle sonlandırıyorum. 

22 Mayıs 2017

Kırtasiye Alışverişi #17


   Uzun zamandır buraya aldıklarımı eklememiştim çünkü genelde bir iki parça alıp kenara koyuyordum ama son günlerde biraz topluca aldığım için çoğunu bir yazı olarak paylaşabiliyorum. 


   Görüldüğü üzere son zamanlarda kalemlere ağırlık vermişim. Artline'ının renkli 0.4 kalemlerini instagramda çok gördüm ve almayı düşünmüyordum ama kırtasiyede denediğimde çok beğendim. O yüzden bazı renklerini ekledim. Papermate Inkjoy yine aynı şekilde gelişti. Ben genelde jel kalemde Pilot G-2 kullanıyorum ve çok akıcılar ama inkjoyları daha çok beğendim. Yalnızca G-2'da bordo rengini en çok sevdiğim için bittikçe alıyorum. 


   Alışverişin en güzelleri Rhodia defter ve Lamy Safari Pacific Ocean. Lamy'i kendime bir nevi mezuniyet hediyesi olarak aldım çünkü çıkacağı günden beri bekleyip almadım almadım ama en sonunda alma günüm gelmişti :). Rhodia'yı ise biten ajandamın yerine bullet journal yapmak için aldım. O kadar çok fikir var ki hangi birini yapacağımı şaşırdım. Rhodia tercih etmemin öncelikli nedeni kağıt kalitesi oldu aklımda Leuchtturm da vardı ama sitesindeki sorunlar ve kağıt kalitesini journalı dolma kalemle yazarsam diye düşündürdü. Fakat Rhodia'da dolma kalem bile olsa arkaya hiçbir şekilde geçirmiyor ama tek sorun, defter dot değil bu yüzden biraz sıkıntı yaşayacağım. Onun dışında rengi, boyutu, kağıdı tam istediğim gibi. 


   Modern kaligrafiye çok öncelerden hevesliydim ama vaktim olmadığı için girişmemiştim. Şimdi denemek için bunları aldım. Uç olarak Brause Steno Blue Pumpkin aldım araştırmalar sonucunda. Önce Brause Rose istiyordum ama alacağım sitede kalmayınca buna döndüm umarım güzel çıkar. Ayrıca Lamy safari petrol alamadım ama mürekkebini ondan önce aldım :) 


   Son olarak ise artık çoğu kişide olan stabilo boss pasteller, H&S kırtasiye ile patlama yaşadı gerçekten ve çoğu üründe öyle. Pembe istemiyordum ama siparişimde yanlış gelmiş sonra da sarıyı Galeri Ekin'de görünce onu da aldım. Donut şeklinde bant kesme makinesi. Scotch'ın Magic Tape'ini çok kullanıyorum ve kesme makinesiyle hep aldığım için buna gerek duymamıştım ama sonra üretimi durduğunu öğrenip istediğim rengi birkaç sefer üst üste görünce aklımda kalmasın dedim. 

Her ürünü çok severek aldım ve o yüzden beni çok mutlu ediyorlar.

Okunanlar | İzlenenler Nisan '17

   Nisan ayı için okunanlar kısmına hiçbir şey koyamıyorum aslında. O kadar yoğun bir aydı ki Mayıs da onu izledi. Bir sürü kitap elimde yarım ve başladıklarıma da hiçbir koşulda devam edemedim. Boyumu aşan ama sonunda yaptığım bir enstalasyon çalışması ve onun sergi hazırlığı beni çok yordu. Ardından tez yazmaya başlayınca okuduklarım akademik kitaplar ve makaleler oldu. Bütün bunlar geri de kalmışken ve fırsatını bulmuşken ne izlediklerimi eklemek istedim.


 
   Deli gibi Mad Men izledim ve maalesef bitti. En sevdiğim dönemler olunca izlemeye doyamadım. Bu yüzden biraz zaman geçsin yeniden izleyebilirim.



  Sezonlar gittikçe daha da güzelleşiyor sanki ve biraz da seyircinin beklediklerini verdiği için işte şimdi oldu diyerek bitti. Hadi yeni sezon gelsin!



   Bu filmi çok sevdim! Nedenlerinden en büyüğü, memurluk mezunu olan Tom kartpostal tasarımı işinde çalışıyor (yapmayı çok istediğim bir şey) ve bu yüzden bu ortamı görmek beni çok mutlu etti. Tom işyerinde yeni işe başlayan Summer'ı görür ve aşık olur ama Summer ilk görüşte aşka inanmaz ama Tom çok aşıktır. Film 500 günlük Tom ve Summer sürecini ele alıyor ve kronolojik bir şekilde ilerlemiyor. Bazen bir ileriden devam ediyor bazen de gerideki günleri gösteriyor. Filmde Summer'dan çok Tom'un çaresizlik karşısındaki duyguları veya çok mutlu hallerininin karşısındaki oyunculuğu beni daha çok tatmin etti. Hatta burada Tom'un okuduğu Alain de Botton'un Mutluluğun Mimarisi'ni burada görüp listeme aldım. Böyle içinde kitapların, sanatın ve güzel duyguların bazen de karamsar duyguların oldupu filmleri daha çok seviyorum.

6 Nisan 2017

Okunanlar | İzlenenler Mart '17


Gözyaşı Konağı Ada,1876 - Şebnem İşigüzel
İletişim Yayınları

   Bu kitabı birisine hediye alırken arka kapak yazısını görüp çok etkilendim ve çok meraklandım çünkü öyle bir yerde yazı bitiyor ki alın okuyun diyor. Yazıda ilgimi çeken nokta 1876 yılında gayrimeşru çocuğunu doğurmak üzere Büyükada'ya gönderilen bir kadının dilinden yazılması ve kitabın adı fazlasıyla ilgi çekiyor. Öbür yandan daha önce hiç Şebnem İşigüzel okumamam ve beğenilen bir yazar olduğunu yorumlarda okuyunca bu kitap da benim için başlangıç olsun dedim. Fakat başlangıç için sanırım iyi bir kitap olmadı. Nedenlerinden biri; ada hikayeleri veya konak hikayeleri çok ilgimi çekmesine rağmen sanki bunu istediğim kadar çok alamadım. Diğer ve beni çok rahatsız eden bir durum ise kitabın dilinden dinlediğimiz kadın en olmasını istemediğim yerlerde bile annesi ve kızkardeşleriyle yaşadıkları olayları anlatıp durması. Bunları anlatması en başta güzel anılar gibi gelse de sonradan sıkıcı bir hale gelip ilgimi çekmemeye başladı. Yine de anlatım dilini, kitaptaki kibar ve kırılgan dokunuşları, gözyaşı konağının nerden geldiğini öğrenmek güzeldi. Bu yüzden başka kitaplarıyla şansımı deneyeceğim. 

   Mart ayında okuduğum diğer bir kitap ise Cover to Cover adlı bölümümle ilgili bir tür sanat kitabı olabilecek bir kitaptı. Onun dışında Huzursuzluğun Kitabı'na ve Kolera Günlerinde Aşk'a başlamıştım ama yoğunluğum sebebi ile elime aldığımı devam edemeyecek noktaya geldim. 


  
   Geçen yıl filmi olacağını öğrendiğimden beri iple çekiyordum çünkü çok harika bir iş çıkacağını biliyordum. Bu yüzden çıktığı gün uçar gibi gittim. Çok eğlenceli, hafif gerilimli ve muhteşem bir görsel şölenle dolu filmdi. Daha önce Fransız versiyonu çıkınca da hemen sinemaya gitmiştim ve hatılıyorum da o film nasıl karanlıktı ama söylemeliyim ki o filmideki kostümler dönem Fransız kıyafetlerindeki abartı fazlasıyla vardı. Fransız yapımında müzikler çok ön planda değildi diye hatırlıyorum ve daha çok gerilim filmi gibiydi ama o versiyonunu da beğenmiştim sadece görsel efektleri bunun kadar mükemmel değildi beklenildiği gibi çünkü Walt Disney bunun öncüsü olarak her filmde teknikleri hızlı ilerliyor. Bu nedenle Disney yapımı bu versiyonunda Güzel ve Çirkin, dolu dolu ve masal dünyasına atlayarak keyifle izlemeyi sunuyor. 

  

   Geçen ay Mad Men'i nasıl keyifle izlediğimi anlatmıştım. Her bir bölümden sonra hemen diğer bölümde ne olacak diye beklerken Mart Ayında 5. sezonu da bitirip 6'ya başladım. Yıllar geçtikçe kostüm, saç ve makyaj değişimlerini görmek bile beni çok mutlu ediyor. 


   Son zamanların en ama en güzel dizisi: This is Us. Bana göre başarısının nedenlerinden biri her bir karakter yaşamdan gerçek izler taşıyor ve onu samimi bir şekilde izleyene sunuyor ya da daha doğrusu izleyene hayatta yaşadıkları bir ekranda başka birisi onun rolüne girmiş bir şekilde iletiyor. Başarılı olmasının diğer nedenlerinden biri Amerikan yapımı çoğu dizilerde tek gecelik ilişkiler, ne yaptığını bilmez veya fazlasıyla abartılmış karakterler ön planda ve pek fazla duyguları hedef alan senaryoları olmuyor gibi. Bunu genellemiyorum ama okuduğum yorumlarda ve anlatılanlardan da Amerikalıların da Kore dizilerine sarması veya Güney Amerikalıların Türk dizilerini izlemeye başlaması senaryoların merkezinde duyguyu iletme ve duyguları hedef alan senaryoları olması. Bu nedenle This is Us dizisi de merkezinde duyguyu ele almasının sonucunda Amerika'da bu diziye başarı yansıyor. Her çıktığı yeni bölümle kendisine daha fazla bağlıyor. İlk sezonu bitti ve izlemeyenlere kesinlikle tavsiye ederim çok seveceksiniz.


Mart ayının kötü geçeceği Şubat'ta sinyalleri verilmişti ve sonuç da belli. Nisan bundan daha da fena olcak gibi. Mayıs Haziran gibi toparlanacağım günleri iple çekiyorum. 


19 Mart 2017

Okunanlar | İzlenenler Şubat '17


   Büyücü - John Fowles
Ayrıntı Yayınları

  Geçen ay Instagram'daki okuma etkinliği olan #2017de1001kitaptan17kitap etkinliğinin ilk kitabı Büyücü'yü gecikmeli de olsa bitirebildim. Bu etkinlik olmasa bitirmeyi bıraktım okumaya bile cesaret edemezdim sanırım. Evet, zor bitti ve zaman zaman zor ilerledi ama bittiğinde başarma hissinin verdiği gurur çok güzel hissettirdi. Bana göre Büyücü, insanların merak duygusunun üstüne oynanan bir kitap olarak geldi. Bir an çabuk ilerleyen daha sonra yavaşlayıp ''ben buna devam edemeyeceğim'' diye düşünürken merakımla oynayarak kitapta kalmamı sağladı. Merakla oynaması dışında akılla da oynuyor ve neye inanacağıma şaşırmış halde devam ettim. Benimle oynadığını bilsem de zevkle okudum.


Leyla'nın Evi - Zülfü Livaneli
Doğan Kitap

     Yakın zaman içinde bu kitabı okumak planlarım arasında yoktu ama plansız gelenler en güzeli. Leyla'nın Evi oyununa son birkaç gün kala bilet alınca oyuna okumadan gitmeden istedim. Kitabın yarısındayken oyuna gidince kalan yarısını oyundan sonra bitirebildim. Mücadeleler, anılar, değerler, kaybolanlar... Nasıl güzel bir kitaptı. Böylece ilk Livaneli okumamı da yapmış oldum ve devamı hızla gelecek. 


I Wonder - Marian Bantjes
The Monacelli Press

   Bir gün okulun kütüphanesinde rafları karıştırken bu kitabın cildi çok hoşuma gitti. Kumaş üzerine yaldızlı baskı ve kesinlikle mükemmel. İç sayfalarını açıyorsunuz her bir bölüm farklı bir tasarım ve konu üzerine ilerliyor ve iç sayfaları da harika. Kitabı tamamen tasarlayıp yazan Kanadalı tasarımcı Marian Bentjes merak ettiği konular üzerinden anlatım yapıyor. İçeriği bana göre bilinmedik bilgilerle dolu değil aksine yazar tasarım ögelerinde kendi fikirlerini anlatıyor. İçinde en sevdiğim bölüm yazarın annesinin notlarını paylaştığı kısım. Annesi telefon ile konuşurken, mutfaktayken, aklına bir şey geldiğinde not aldığı bir defter var ve annesi bir gün defterin bazı sayfaları göremiyor çünkü kızı o sayfaları atıyor ve annesi ''Neden atıyorsun onların benim beynim gibi diyor.'' Bu yorum benim o kadar hoşuma gitti ki gerçekten alınan notlar aklımızın bir parçası. Bir süre sonra kafamızdan silsek de yazı hep kalır. Kitabı içeriği için değil ama 'kitap objesi' olarak kitaplığımda olmasını isterdim. 


Sayfanın baskısı, tasarımı çok kaliteli.


Bu sayfayı da çok beğeniyorum. 


   Leyla'nın Evi'nin 7. yılında kaçırmadan izleyebildiğim için çok çok mutluyum. Kitabı okurken oyunu nasıl olabilir ki diye düşünürken oyun içime işleye işleye izledim. O kadar şahaneydi ki beğenmemi anlatabilecek sözler olduğunu sanmıyorum. Her oyuncunun yeteneği bambaşkaydı ama elbette oyunu yıldızları muhteşem performanslarıyla Celile Toyon ve Ayça Varlıer idi. 

   Oscar adayları açıklandığında izlemediğim filmler arasında Lion fazlasıyla ilgimi çekiyordu ve yorumları da çok güzeldi. Maalesef güzel filmleri her sinema salonunda bulabilmek mümkün olmadığı için biraz geç izleyebildim. Gerçek bir olaya dayanan hikaye bir kitabın uyarlaması. O minik çocuk Sunny Pawar nasıl güzel rol yapar, nasıl izleyicinin içine işler. Dev Patel, Nicole Kidman rollerine nasıl yakışmışlar. Çok çok beğendim. 


   Ocak ayında izlediğim filmlerin haddi hesabı yokken bu ayın ikinci filmi Oscar adayı olan Hidden Figures/Gizli Sayılar. 60'lı yılları neden bilmiyorum ama kıyafetleri, dekorasyonunu, objelerini, ırk ayrımının yapılmaması için verilen mücadeleri izlemeyi çok seviyorum. Bu sefer de NASA'da üç kadının bunu başarabilmesini konu alan bayıldığım bir film izledim. 


   1960'lı yılları çok sevdiğimi anlatmıştım ama Mad Men'i daha yeni izlememe bir şey demiyorum. İki sezonu bitirip şimdi üçteyim ve bayılarak izliyorum. Neden çünkü reklamcılık, pazarlama ve illustrasyonun altın çağları ki alanımla ilgili. Bunun yanı sıra ne olaylar da dönüyor tabii. Şimdiden diyebiliyorum ki favori dizilerimden bir tanesi. 

Şubat ayını Mart bitmeden yazabildiysem Mart ayı bu kadar bile dolu olmayacak olabilir :(