3 Şubat 2017

Okunanlar | İzlenenler Ocak '17


   Yeni bir yıl, yeni yeni, bol okumalı hedefler koyarkan daha ilk aydan çuvallamam ne kadar da güzel oldu. Bunun suçlusu örgü örmek! Biraz tatilde stresimi atmak için örgüye başladım ama ne başlayış! Önünü alamadım. Hal böyle olunca kitaplardan çok filmlere kaydım ve yarım yarım kitaplar bıraktım. Mesela Selma Lagerlöf'ten Mutluluğu Beklerken ve John Fowles'ten Büyücü yarım kaldı. Şubat'ta biterler mi hiç bilmiyorum. 

  Bitirdiklerime gelince biraz hile yapmış bile olabilirim. Üstteki kitap, iki yıl önce 3 güncük New York ziyaretinde Barnes&Noble'ı karış karış incelerken indirimli reyonda bu güzel pop up kitabına denk geldim. Bir de o zaman Edgar Allan Poe'nun pop up kitabını da almıştım. Sherlock Holmes hikayelerinden ikisini illustrasyonlamışlar üstüne de pop up sayfalar eklemişler. Şahane de olmuş. Okuması en zevklilerden biri. 


  İç sayfasından bir örnek ve bu sayfaya bayılıyorum. 


Günlerin Köpüğü - Boris Vian
E Yayınları

   31 Ocak'ta başlayıp 1 Şubat'ta bitirdim ve Ocak ayında okuduklarıma koyarak biraz hile yapıyor olabilirim. Hazır taze bitirmişken de yazmak istedim. Instagram'da #2017de1001kitaptan17kitap etkinliği var ve ilk kitabı Büyücü idi. Onu hala bitiremediğim için araya sayfa sayısından dolayı bunu aldım. Kitap hakkında hiçbir fikrim yoktu ve ne beklemem gerektiğini bilmiyordum. Önsözü okudum ama hiçbir şey anlamadım. Kitaba başladım ve öyle bir başladı ki bir bölüm daha diye diye hemen bitti. Kitapta Duke Ellington'un müzikleri de geçiyordu ve sırası geldikçe onları da dinledim ve hep hayalimde karanlık, puslu bir ortamda geçen bir şeyler hayal ettim çünkü jazz bana o ortamı anımsatıyor. Neyse, üstüne filmini de izledim ve dedim ki kendi kendime sen bu kadar renkli filmi gittin hayalinde kapkara yaptın :) Kitap da çok güzel uyarlaması da. 



   Ocak'ın başında Younger'ın 3.sezonunu izledim ve yine acayip bağlayıcı idi ama bazı sorunların hala bu sezonda çözülmemesi birazcık hayal kırıklığı idi. Gilmore Girls'ü izlerken başrol oyuncusu olan Sutton Foster'ı müzikal bir havada görünce çok şaşırmıştım. Meğer sesi ne kadar da güzelmiş ve Shrek'in müzikalinde oynamış. Bundan sonra kadına daha da farklı bir gözle bakacağım.


Aralık'ta tam bir Gilmore Girls fırtınası eserken Ocak ayında vedalaştım 7.sezonu beni hiç memnun etmedi. Neyse ki geri dönüş sezonu vardı. Yoksa buraya diziyi nasıl kötülerdim!


  Hemen son sezondan sonra 4 bölümlük özel bölümlerini izleyince mutlu oldum. Kapıyı biraz açık bıraktılar gibi, umarım tekrardan gelirler. 


  Son zamanlarda izlediğim en güzel film. 14 tane Oscar adaylığı var şuan. Okuduğum yorumlara baktım da kimi beğenmiyor kimi çok abartılı buluyor sevmiyor ama ben bayılanlardanım. Müzikleri mükemmel. City of Stars dilimden düşmüyor. Filmde en sevdiğim kısım filmin hayal gerçek arasında ince çizgide yürümesi. Her şey çok yerli yerinde ve bana göre şurası da çok sıkıcı olmuş dedirten hiçbir yer yok. Dans sahnesinde bir görüntü var ki bayıldım. Meraktayım hangi Oscar adaylıklarını kazanacak?


   Belki mükemmel bir film değil ama izlediğinde ve bittikten sonra bu film gibi güzel ve mutlu eden filmleri çok seviyorum. Günümüz teknolojilerinin kullanıldığı bir şirkette, eski deneyimleriyle gelen orta yaşlı bireylerin bu şirkette stajyerlik halleri pek güzeldi. Durağan olmayan, olayları güzelce bağlayan güzel bir film.


  Benim bazı huylarım var. Örneğin; çok popüler olan şeylerden dönem dönem uzaklaşırım. Bu film ilk çıktığında o kadar çok söz ediliyor ki soğudum resmen filmden. Daha ilk kez bu ay izledim ve bayıldım, çok güzelmiş. En sevdiğim tarzda bir film. Sinemada izlemediğim için şimdi üzülsem de belki de şimdi daha da keyif almış oldum. 


  Nasıl bayıldım bu animasyona anlatamam. Hikayesi, görselliği, karakterleri, uzak doğu esintileri her şeyi mükemmel. Filmi izledikten sonra, yazın sinemadaydı ve neden gitmedim diye üzüldüm açıkçası. 


  Yine bayıldığım dizilerden bir tanesi. Klasik müzikle, sanatçıların ruh hallerini izlemek o kadar keyifli ki. Bu sezon Monica Bellucci ile çok farklı bir giriş yaptı. Sezonun sonlarına doğru hala önceki sezon gibi bir yerde bitince birazcık hayal kırıklığı oldu ama her zaman çok güzel.


  İzlemeyi reddettiklerimden bir tanesi daha ama ben dönem filmi olduğunu bilseydim çok önceden izlerdim. :(


  Azıcık daha Rachel McAdams izleyim dediğimde bu filmini buldum. Çok güzelmiş. Zaman yolculuğu yapan bir adam ve aslında kızın küçüklüğünden beri onunla zaman zaman görüşmüş. Çok çok romantiklik akan bir film diye düşündürüyor ama yerli yerinde ve çok çok meraklandırıcı bir film.


  Bir Woody Allen filmi olduğu için Barselona sokaklarını çok güzel sımsıcak yansıtıyor ama filmdeki karman çorman ilişkiler nedeniyle pek sevmedim.


   Bu kadar filmlerin arasından Kitap Ağacı tiyatro etkinlikleri ile bir tiyatroya katıldım. Nasıl harika yansıtmışlar anlatamam. Hüngür hüngür ağlayacaktım ama tutunca daha da kötü oldum. Mükemmeldi.


   İlk sezonunu bitirdim ve başlangıç olarak güzel gitti. Maceralı, yeni yeni bilgiler falan ama çok üst üste izleyemedim, sıkıldım. Şimdi ikinci sezondayım ama pek izleyesim gelmiyor. O yüzden kenarda duruyor.


   Netflix'in başarılı dizilerinden. Queen Elizabeth II'nin taç giymesiyle başlayan yılları kapsıyor. İlk bölümü atlatınca o kadar güzel ilerliyor ki. Oyuncların gerçek kişilere benzemeleri, oyunculuklar, kostümler çok güzel. Merakla diğer sezonunu bekliyorum.


   Alessandro Baricco'nun kaleme aldığı Bindokuzyüz kitabının filme uyarlanması. Kitap 62 sayfa civarında ama film 3 saate yakın ve şahane. Hiç karaya ayak basmamış ve gemide terk edilen bir bebeğin öyküsüyle başlayıp bir piyanistin efsaneye dönüşme süreci. Tekrar film izlemeyi pek sevmem ama bunu ileride tekrar izlemeyi istiyorum. 



  Nasıl tatlı bir animasyon. Robotların aşkı bile sanki gerçek gibi yansıtılmış.


   Boston Globe gazetecilerinin kiliselerin taciz olaylarını araştırmaya yönelmesiyle gerçek olaylardan filme aktarılmış hali. Birkaç noktada boşluklarım var ama aktarım başarılı her ne kadar olay çirkin olsa da. 


   Yapı Kredi Yayınlarından Kazuo Ishiguro'nun romanı olan Beni Asla Bırakma'dan sinemaya uyarlanmış. Bana göre başarılı bir uyarlama idi. Elbette, kitaptan biraz eksik kısımları var ama okurken gözümün önüne gelenlerle benzerliği fazlaca. Keira Knightley'i bu filmde görmek biraz şaşırtıcı geldi bana ama bütün oyuncular çok iyiydi. Başrol erkek tam istediğim gibi değildi ama olsun. Kitabını önce okuyup izlemenizi tavsiye ederim. 



  Çok bilindik bir konusu var ama filmin havasını beğendim çünkü 1960'larda Londra'da geçiyor. Liseli bir genç kız yaşından çokça büyük bir erkekle gönül bağları kurarlar kimse onaylamasa bile. Daha sonra paranın da getirisiyle baş dönmesi yaşanır. Sonu tahmin edilmeyecek gibi değil ama bir yağmurlu veya kapalı öğleden sonrası için bu film açılıp keyifle izlenebilir.


  Imdb'de romantik film kategorisinde bu filmin 8 üzeri not aldığını ve 1995 yapımı olduğunu görünce merak ettim. Film, Avrupa yollarındaki trende birbirini tanımayan iki insanın sohbetiyle başlıyor ve planlarında yokken Viyana'da inerek gezmeye başlıyorlar. Yeni birisini tanımanın heyecanı, arzusu, farklı bir şekilde bir gün geçirmenin keyfini çok güzel bir şekilde yansıtmış. 


  Bu filmin üzerine 9 yıl sonra ikinci film.


  Tekrar 9 yıl sonra üçüncü film. Seri olarak başarılı çünkü başta 9 yıl arayla 3 film ve aynı şekilde ilerleyen oyunculuk seriyi güzel kılıyor ama doğal olarak filmler ilerdikçe ilişkiler gibi bir düşüş gösteriyor. İkinci filmde bana bir şeyler eksik geldi ama üçüncü filmde yapmacık hissi aldım sanki bazı şeyler çok zorlama gibiydi. Genel olarak filmler, çiftin yanlarında bir günlerine tanıklık etmek gibi ilerliyor. Bu normalde beni sıkardı ama üçüncü filme kadar güzel geldi. Bir 9 yıl sonra bir daha film gelmez umarım :)


  Konusuna göz atınca biraz önyargılıydım çünkü uzaylılar dünyaya geliyor iletişime geçilmeye çalışılıyor gibi basite indirilmiş bir açıklamaydı. Bu yüzden, bu filme biraz önyargılıydım ve sinemada izlemek istemedim. Yne önyargı kurbanı olarak filmi beğendim :) biraz eksik kısımları olsa da iletişimin temelleri farklı dillerle bağlantı kurulumunu izlemek harikaydı.


  Diğer önyargılı olduğum filmdi. Arrival'ından biraz daha sevdim. Yine benim için boşlukluydu ama güzeldi. Hatta bazen yüreğim ağzıma geldi :)


   Şu filmi sinema salonlarında bulabilmek ne kadar zor ama uğraşmaya değermiş film harika idi. Oscar Natalie Portman'a gitsin bu nasıl bir oyunculuktu. Daha sonra Jacqueline Kennedy'nin kendi sesinden mimiklerinden videosuna denk geldim ve bir kere daha Natalie'ye bayıldım çünkü her şey ile birebirdi. Film sanki yavaş ilerliyor gibiydi ama geçişleri çok güzeldi. En büyük problemim müzikti beni çok çok rahatsız etti. Onun dışında kostümler de harikaydı. Çok beğendim.


  İlk sezonunu bayılarak izlemiştim ama gittikçe beğenmemeye başladım. Zaten ilk sezondan sonra iki yıl falan ara verip zorlayarak ikinci ve üçüncü sezonu izledim. Bu dizi de en beğendiğim şey müzikler ki mükemmel ve görsel efektleri. bu efektler azalmaya başlayınca biraz üzüldüm. Daha sonra Da Vinci'nin Osmanlılarla savaşını konu almaya başladılar bu noktada oynayan oyuncuları hiç beğenmedim. Oyuncular güya Türkçe konuşuyormuş; anlayabilmek için altyazıya bakıyordum. Bir de gösterdikleri şekil hoşuma gitmeyince soğudum ama tek başına bile ilk sezonu harika.


   Oscar adayı diye izledim ama hiç memnun olmadım. Oyunculuklar güzel olabilir ama film sanki f*** sözcüğü üzerine kurulmuş. Her üzülen bu kadar kullansa kim bilir ne olacak. Ayrıca, konusu da çok farklı değildi, bilindik şeyler gibi ama beni yine de kendisine hiiiç bağlayamadı.  Oscar da alırsa bilemiyorum.


  Ocak ayını daha önce izlemediğim bu kült film ile kapadım. Güzel de oldu.

20 film, 7 dizi ve 1 tiyatro ile tüm ayı kapadım. Hayatımda hiç bu kadar üst üste izlememiştim. Örgü örmeseydim de izleyebileceğimi zannetmiyorum. Diğer aylarda normal düzenime dönmeyi temenni ederim. :) 

25 Ocak 2017

Kırtasiye Alışverişi #16


  Doların yükselişiyle artık Aliexpress'e pek bakasım gelmediği için artık etrafımda denk geldiklerim ile az az alıyorum. Dün Yechis'in instagramda Madame Coco defterlerini paylaştığını görünce bugün yolumda olan Madame Coco'ya şöyle bir göz atmak için girmiştim. Belki bir iki defter alırım beğenirsem diye bakarken çeşitlerin çok güzel olduğunu gördüm ve bir de fiyatlarına bakınca aldım da aldım. Bu kadar defterlere 21 lira ödedim. Şu yeşil ve pembe çiçekli defteri aliexpress'te görmüştüm ve nezih'de de 10 küsürlü bir fiyata gördüğümü hatırlıyorken burda 2.90 lira. Büyük New York ve kenarları altın yansımalı olan defter 6.90 ve onun haricindekilerin hepsi 2.90. Benim gibi minik defter hastalığında olanlar için çok güzel *-*

  Kırtasiye ürünü sayılmasa da köşedeki kalemlik aslında bir bardak. Porland'dan aldım ve üzerinde just be cool yazıyor. Ticonderoga kalemlerim için harika oldular. 



  Stickerları Galeri Ekin'den aldım. Önceden 3.75'e alıyordum sanırım şimdi 4.25 olmuşlar :( Kalem de tam bir füme rengi çok beğendim, Zebra Sarasa'nın. 

  Bantlar H&M'de ikili paket olarak satılıyordu ve sırf mavi simli bant için almıştım. Evet gelip yapıştırdığımda ışıkta hologramlı olan o kadar güzel renkler veriyordu ki maviden daha çok beğendim. *-* 



9 Ocak 2017

Kitap Alışverişi #29




   Teker teker veya üçer üçer kitap alsam da bir bloga yazayım dediğim de yine kuleler yapmış oluyorum ve bir kitabı da unutmuşum eklemeyi. Artık daha az kitap almaya çalışsam da Aralık ayında indirimler fazla olduğu için sitelere bakmadan edemiyordum. 

      

   İlk olarak Harry Potter ile açılışı yapıyorum çünkü zorla olsa da kardeşimden bana hediye geldi. Idefixteyken %35 indirimdeyken kaçırmıştım ama Kitapyurdunda da güzel indirim olduğunu görünce oradan aldırdım ve paketlemesi de çok güzeldi. 


  Ankara Kitap Fuar'ına ilk gün gidip hemen soluğu heyecanla sahaflarda aldım ve inanamadım. Geçen sene fuarda o kadar çok sahaf vardı ki bu sene küçülmüş de küçülmüş. Büyüyünce de parasız olarak dönüyorum orası ayrı bir mevzu. Altın Klasikleri toplamaya çalıştığım için her zaman ilk baktıklarım onlar oluyor ve bu üçünü aldım. İlahi Komedya sanırım daha önce hiç okunmamış ve kondisyonu o kadar iyi durumdaki tertemiz ikisini 40 liraya alabildim. Bir de Aşk ve Gurur'u gördüm ve vuruldum kapağı o kadar güzel ki altın baskısı da çok güzel. Bunu da 40 liraya aldım. 

Fuarda yayınevlerinde elbette beklenen indirim yoktu o yüzden almamayı tercih ettim. İletişim yayınlarıda Puslu Kıtalar Atlası'nın çizgi romanı 20 liraya inmiş ve onu alıp çıktım. 


   Bunlar da yılbaşı için çekilişte gelenler. Hüsnü Arkan'ı fazlasıyla görüyordum ve nasıl yazdığını merak ediyorum. Bu yüzden de bunun gelmesi çok güzel oldu. Lavinia ise listemin arasında merak ettiklerimdendi. İlk Ursula K. Le Guin kitabım olması da ayrı bir güzel. 


  D&R'da bir haftasonuna özel mağazada indirim olmuştu ve Sana Gül Bahçesi Vadetmedim'i aldım kendime hediye olarak. Gözyaşı Konağı ise benim hediye ettiğim bir kitap seçimiydi ve konusunu çok beğenince kendime de aldım. NTV yayınlarında indirimde Sanat kitabını bulunca alacağımı söylüyordum ve bulunca onu da ekedim. 


  Instagram'da @pinuccias'ın başlattığı 2017'de 1001 kitaptan 17 kitabı okuma etkinliği var ve ilk kitap Büyücü. Çok güzel yorumlar geliyor ve merak etmeme rağmen başlayamıyorum. Şubat kitabı ise Günlerin Köpüğü. Adını okuyup kapağını görünce konusu da beğenince dört kitaplık bir seri olan Bahar Karları'nı sonunda sepete ekleyip alabildim. Hevesle okuyacağım. 


Çok kitap alıp az kitap okuma sorunum üstüne biraz çalışmam lazım sanırım.


Okunanlar | İzlenenler Aralık '16


   Görünen o ki bu aralar ayda ortalama iki üç kitap gibi okuyabiliyorum. O yüzden kendime daha fazla okuma dileği de dilemiyorum işe yaramıyor sanırım. Biraz da böyle ilerlesin bakalım. 

Karlar Ülkesi - Yasunari Kawabata 
Altın Kitaplar

  Hazır kış mevsimindeyken kaç yıl ertelediğim ve her kışın gözüme ilişen kitabı bitirebildim. Kitabın önsözü Doğan Hızlan'ın çağdaş Japon Edebiyatına dair bilgilendirici bir yazısı bulunuyor. Bu güzel karşılamadan sonra Japonya'nın karlar altında kalmış köyüne yolculuk başlıyor. Yazar gerçekten de bizi Shimamura ile bir yolculuğa adım attırıyor. 

Shimamura tren yolculuğu ile kaplıcaların yer aldığı konaklama alanına giderken trende bir kızın büyüsüne kapılır. Oteline vardığında ise geyşa Komako ile tanışır ama aralarındaki ilişki netlik kazanmaz çünkü Shimamura başka birisini düşünmektedir. O düşünürken de yazarın betimlemesiyle Uzak Doğu tarzı bir otelde kenara kıvrılmış şekilde izlerken buldum kendimi. Bir yandan sakin bir yandan da sürükleyici bir okuma deneyimi oldu. Kawabata Karlar Ülkesi'ni o kadar güzel sunuyor ki bir anda kendimi karlar altında kalmış bir köyde samanyolunu izlerken buluyordum. 

Anahtar - Tanizaki Junichiro
Altın Kitaplar

   Karlar Ülkesi bitince ikinci kitap olan Anahtar başlıyor. Altın Kitaplar ikisi de Japon Edebiyatı diye bir araya getirip basmış sanırım. Kitapta iki eşin birbirlerinden sakladıkları günlüklerde birbirleri ile iletişime geçmeyip karşılıklı beklentilerini günlüklere yazmalarından oluşuyor. Bir gün evin erkeği günlüğün saklı olduğu kutunun anahtarını ortaya koyar ki eşi o günlüğü okusun ve neler düşündüğünü öğrensin ister. Genelde erkek cinsel hayatında karısından beklentilerini bu günlüklere yazar ve karısının anahtarla o günlüğü açsın ki ne kadar güzel olduğunu bilmesini ister. Bunun aksine kadın, eşinden tiksintiyle bahseder ama yine de eş görevini yerine getirmeyi kutsal amacı sayar. Kitap beni biraz boğdu çünkü bilmediğim bir adam için ben bile tiksindim. Tabii buna anlatım başarısı da diyebiliriz ama son sayfalarına doğru artık bitsin de kurtulayım diye okudum. 


  Aralık ayını tur kitabımızla kapadım. Yazısı ise burada


   1950'lerde İrlanda'dan Amerika'ya iş bulmak için göç eden Eilis'in hikayesi anlatılıyor. Film gerçekten bir yaşabileceği temel sorunları iletirken bunu gerçekten duygu yoğunluğu olarak da beni etkisi altına alabildi. Benim de başımdan kısa bir dönem de olsa evi özlemiyle yanıp tutuşmanın, aileni hemen göremeyeceğini bilmenin üzüntüsü ama bir süre sonra bunlara alışınca normal hayatının da neşelendiğini ve ne olursa olsun olduğun yere alışacağını gösteren bir film. Sonuna kadar her şey iyiydi ama ben sonunun bağlantısını sevmedim. Fakat filmi gerek kostüm, gerek sahneler olsun sevdim. 

   Film olarak bir de istemeyerek de olsa Görümce filmine gittim ve o filmde ağlayabildiğime gerçekten inanamıyorum onun dışında çok fazla gülebildiğimi de söyleyemeyeceğim. 


   Deli gibi Gilmore Girls'e sardığım için 3.,4.,5. sezonları bitirip ve 6. sezonun yarısındaydım Aralık ayında ve şuan ki durumum bütün sezonları bitirdim hatta A Year in the Life özel bölümlerinden son bölümü de akşam izleyeceğim. Diziye çok geç başladım ama fazla hızlı ilerledim. Film izleyeyim dediğimde istediğim gibi bir şey bulamayacağımı düşünüp hemen bu diziyi açtığım için şimdi hangi diziye böyle sarabileceğim acaba?


25 Aralık 2016

[Blog Tur] Dark Net - Jamie Bartlett


Kitap: Dark Net / The Dark Net: Insıde the Digital Underworld
Yazar: Jamie Bartlett
Yayınevi: Timaş Yayınları
Tür: Kurgu Dışı, Bilim
Sayfa Sayısı: 304

Birçoğumuzun sürekli ziyaret ettiği, zaman geçirdiği veya işlerini yürüttüğü internette; Google, Twitter, Facebook ve Amazon'un çok ötesinde, özgürlük sınırlarının zorlandığı, insanların istediği kimliğe bürünebildiği ve bu sayede istediğini yapabildiği devasa boyutta gizli bir dünya var.

Bu dünya, son derece özgür ve karmaşık olduğu kadar, aynı zamanda tehlikeli ve rahatsız edici. Üstelik, size düşündüğünüzden çok daha yakın. Jamie Bartlett son yılların en büyük sorunlarından biri olan dijital yeraltı dünyasına bir maceracı gibi dalıyor ve oradan, bire bir tanıklarla edindiği deneyimleri anlatıyor bizlere. Trollerden hackerlara, uyuşturucu tacirlerinden porno yapımcılarına, siyasi fanatiklerden özgürlük taraftarlarına kadar bu çetrefilli dünyayı anlamak adına çalmadık kapı bırakmıyor. Bizler bu karmaşada yolumuzu kaybetmeyelim diye âdeta bize yol gösteriyor.

Dark Net, her gün bir şekilde kulağımıza çalınan fakat çok az bilinen ve keşfedilmemiş bir dünyaydı. Ta ki bu kitaba dek...

Buzdağının görünmeyen kısmını keşfetmeye hazır mısınız?

   Gizem tur kitabı olarak bunu önerdiğinde heyecanlandım ama sonrasına elime almak istediğimde okuyamadım çünkü okumak için motivasyon eksikliği çekiyordum. Daha sonra Pınar ile görüştüğümüzde kitabın başındaki Suikast Borsası'ndan bahsetti ve ilgimi çekmesine yetti. Örneğin bir kişinin ismini yazıyorsunuz üstüne parayı koyuyorsunuz ve öleceği zamanı tahmin ediyorsunuz. Doğru bilen paranın hepsini alıyor ve kitapta anlatılana göre hiç de azımsanacak bir borsa değil. Kitabın ön okumasından da bununla ilgili bölümü okuyabilirsiniz. Link burada

   Kitap iyi bir araştırmanın ürünü ve 50 sayfalık notlar kısmı ve yazarın her sözünün kaynağının olması doğruluk şüphesini ortadan kaldırıyor. İnternet kullanıcıları olarak internetin küreselleşmesi, yakınları uzak etmesi, her bilgiye sınırsız ulaşım gibi faydalarını çokca sayabiliriz. Medya üstüne, internet üstüne teoriler de oldukça fazla. Fakat her aydınlığın karanlığı olması gibi internetin de karanlık tarafını Dark Net ortaya koyuyor. 

   Yazar internetin ortaya çıktığı yılları ve kullandığı zamanları anlatırken gözüme hep eve internetin gelişi canlıyor. İnternete bağlanma sesi o kadar nostaljik geliyor ki o sese denk geldiğimde hüzünleniyorum. Çocuksu heyecanlanlarla internetin bağlanmasını beklemek, bağlandıktan sonra yeni bir şeyler keşfetmek, forumlarda dolanmak, o anları hatırlamak hem hüzünlendiriyor hem de bir konuyu kitapla birlikte net hatırlıyorum: İnternette anonim olarak gezmek. Forumlarda nickname alıp dolanmak, istediğin bir kişinin karakterine bürünmek gibi içinde gizem barındıranlar ilgi çekici de geliyor.  Dark Net'de bu gizemin araştırmasını Troller bölümüyle acımasızca ortaya koyuyor ve daha birçok şeyi de. 

   Devletten bağımsız olmak, özgürleşmek, ekonomik olarak da özgürleşmek, paranın değerinin bile Bitcoin olarak ortada dolanması internetin yeraltında neler döndüğünü okudukça korkmadım değil. Bunun yanısıra kitap bir noktaya da parmak basıyor: Dijital dünyada beğenilme, kendimize bu dünyada yer bulma arzusuyla kişisel ve özel bilgilerimizi bile tanımadığımız birçok kişiyle paylaşıyoruz ve bu devam edecek. Yakın zamanda gördüm ki bununla başa çıkmakta zorlananlar da oluyor. 

  Kitap bu kadar karanlıktan bahsederken karanlığın içindeki aydınlığı da değiniyor. Bu durum acaba internetin yeraltı dünyası olması iyi bir şey mi sorusunu aklıma getirirken daha birçoğunu da beraberinde geliyor. Yazarın kitabı iyi bir dille yazıp gerçekte var olan kişilerle konuşup bazı durumları ve olayları da denemesi internet kullanıcılarının ilgisini çekebileceğini düşünüyorum. Ayrıca bölüm bölüm ele aldığı konularla da farklı deneyimleri ve internetin farklı kullanım yöntemlerini de yazar başarılı bir şekilde ele almış. 


   Jamie Bartlett, İngiltere'de Demos adlı düşünce ve politika ile ilgili bir enstitüde Sosyal Medya Analizleri biriminde yöneticidir. Kendisine göre korkunç olan makaleler yazar ve bunların çoğu teknoloji, toplum, politika ve internet kültürü hakkındadır. Kendi internet sitesinde de bu yazıları yayınlar. Ayrıca Ted ve Google gibi birçok yer de konuşmalar gerçekleştirmiştir. 




3 Aralık 2016

Okunanlar | İzlenenler Kasım '16


Harry Potter and the Sorcerer's Stone - J.K. Rowling
Scholastic

   Sonbaharın son evreleri, yavaş yavaş kışa geçilmesi ve soğuğun hissedilip evde kahve, çay, kitap, dizi, film için Kasım ayı en sevdiğim ay. Tabii bir de buna doğum günümü ekleyebiliriz :) Hâl böyle olunca okunan kitapların, izlenen dizi ve filmlerin sayısı çok olurmuş gibi hissediliyor ama okunan kitap için sonuç sadece yukarıdaki. Nedeni ise okulun yoğunluğu ve stresi insanı bitiriyor.

   Her neyse, Kasım için tek kitap okuma hakkın olsa deseler bir dahakine de Harry Potter seçerim :) Üç aşağı beş yukarı benim dönemimde olanların çoğu Harry Potter ile büyümesi, bu seriye her zaman göz bebeği gibi bakılır. İlk film çıktığı günden hiç kaçırmadan sinemaya gidip o büyülü dünyada kaybolurdum. Filmlerini çok sevsem bile tekrar tekrar hiç izlemedim ve kitaplarını da önceden okumamıştım. Scholastic Harry Potter için bu seriyi yayınlayınca resmen gözüm kalmıştı. Kapakları o kadar güzel ki bayılıyorum. Fakat gözlerimle görüp incelediğimde sayfalar gazete kağıdı gibi gri gibi bir renkte ve okundukça kitabın formu bozuluyor. On ay boyunca alıp almamak için karar veremedim. Sonra düşündüm ki bunu almadan eve dönersem bin pişman olacağım, o yüzden ne olursa olsun almaya karar verdim ve şimdi iyi ki diyorum.

   Aldım ama bu seferde okumayı erteledim. Özel bir zamanda okumak istiyordum ve en yoğun zamanımı okumak için seçtim. Bu yüzden istediğim hızla bitiremedim ama bu dünyaya daha da derin bir şekilde dahil olduğum için çok mutlu oldum. Bir yandan İngilizce versiyonunu okurken diğer yandan illustrasyonlarına bakıp ilerledim ve illustrasyonlar gerçekten mükemmel. Sırlar Dünyası'nı da illustrasyonlarıyla okuyup her yıla bir Harry Potter gibi mi ilerlesem diye düşünsem de bir yerden sonra sabredemeyeceğimi biliyorum.


   Kitabı bitince ertesi günün akşamına filmini de izleyerek ilk kitabı sonlandırmış oldum. Tekrar izleyince anladım ki çok özlemişim ama bu sefer kitaptan sonra izleyince filmin okuyucu için ne kadar az geldiğini anlamış oldum.


   Kitabını okuyalı kaç yıl oldu ama hatırlıyorum da kitaptaki fikirden korkup ne kadar etkilenmiştim ve kitabı çok beğenmiştim. Film benim için ortalamaydı ama tabii ki İstanbul sahnelerine gelince insanın göğsü kabarıyor. 


    Marvel'ın filmlerini heyecanla beklemem ve hatta izlemek için merak duymuyorum çünkü bana aşırı abartı veya efektleri bana çok fazla geliyor. Bu durum Doctor Strange için geçerli değil çünkü Benedict Cumberbatch'in şahaneliği bu filmi beklemem için en büyük etkendi. Filmin hikayesini veya arkaplanını bilmeyerek gittim ve o salondan aklımda bir sürü soruyla ve filmin şahaneliğinin etkisi altında kafam dopdolu çıktım. 

   Bu filmin benim için diğer önemli tarafı ise filmdeki mistik hava, zihin gücüyle yapılabilecekler ve bunun gibi birçok soruyu beraberinde getiren düşünceler. Zihnimizle neler yapabiliriz sorusu filmi izlerken hep bir yandan da bu sorunun cevabını bulmaya çalışmakla geçiyor. Bu nedenlerden dolayı bayıldım ve devamını heyecanla bekliyorum. Benedict'ticiğimizi görebileceğimiz kadar görelim :)


   İki hafta falan önce Spotify'da Lost Stars adlı şarkıya denk geldim ve çok beğenince kim söylüyormuş diye baktığımda Keira Knightley'in söylediğini görünce şaşırdım. Meğerse bir filmin şarkılarını söylüyormuş. 2014 yapımı bu filmin fragmanına baktığım fena değilmiş diyip şarkıları da çok sevince izledim ama filmde hiçbir şey yoktu diyebilirim. Gretta İngiltere'den meşhur bir şarkıcı olan Dave (Maroon 5'tan Adam oynuyor) ile New York'a stüdyo çalışmaları için gelir. Bir gün Dave Gretta'ya onu aldattığını bir şarkı dinleterek söyler. Gretta, bu arada söz yazarı ve sevgilisine şarkılar hediye eder. Gretta, sevgilisini terk eder ve Londra'ya dönmek için uçağını beklerken o sürede arkadaşında kalır ve arkadaşı zorla kızı çalıştığı bara götürür ve üstüne bir de zorla şarkı söylemesini ister. O sırada yeni şarkıcılar bulma peşinde dolaşan Dan'in günü iğrenç geçmiştir ve o da bu bara gelir. Gerisi bilinen kızı keşfedip albüm yapmaya zorlaması gibi gelişir ama bu süreçte bir kaç konu da gelişirken film hiçbir şey hissettirmeden biter. Müzik dinlemeyi seviyorsanız bu film de yeni müzikleri keşfetme gibi bir film olabilir.

  Filmi genel olarak beğenmedim ama beğendiğim iki şey var: Biri film boyunca çalan müzikler ve diğerisi ise filmdeki bir sahne ya da bir fikir. Dan ile Gretta New York'u telefona takılan kulaklık çoğaltıcısı ile aynı anda aynı hislerle kulaklıklarıyla şarkıları dinlerken keşfederler. Bu fikir o kadar hoşuma gitti ki bir gün denenecekler listesine yazılabilir. 


  
   Günlük rahatlama zamanlarımı Gilmore Girls ile değerlendirdiğim için 2. sezonu da zevkle bitirdim. Bir yandan da Younger ve New Girl'e bakıyorum. Once upon a time'ı bu sıralar izleyesim gelmiyor. Her gün bir iki bölüm Gilmore Girls çok yeterli oluyor. 


Kasım da az ama öz olarak sevdiğim güzel şeylerle veda etti. Yine güzelliklerle gel Kasım ^-^