18 Mayıs 2018

Okunanlar | İzlenenler Şubat '18

Yine geç kalmış bir blog yazısından merhaba :) Aylık olarak yaptıklarımı topluca bir arada görmek hoşuma gitse de blog yazmak için üşendiğimi fark ediyorum. Üstünden aylar geçse de yine de buraya yazmaya devam edeceğim :)


Dava-Franz Kafka
Can Yayınları

   Kafka'nın kitapları beni her daim korkutur, almaya bile çekinirdim. Bu durum Kafka okumadan, onun kitapları hakkında binlerce yorumun önüme düşmesi ve genel durum hepinizin bildiği gibi. Ben de önyargım nedeniyle hala okumayı düşünmüyordum ama ay içinde Dava'nın uyarlandığı oyun olan Joseph K.'ya gideceğim için okudum. Benim için zor ve karanlık bir okuma olsa da yine de kitap aktı. 


Acı Çikolata - Laura Esquivel
Can Yayınları

   Alt başlığındaki yemek tarifleri, aşk öyküleri ve kocakarı ilaçları barındıran her şeyi vadediyor Acı Çikolata. Çok rahat ve keyifle okunan bu kitabın her bölümü bir yemek tarifiyle başlayıp daha sonra anılara ve aşk öyküsü hakkında gelişmeleri anlatıyor. Sımsıcacık olan bu kitabı okurken elimden bırakmayı hiç istemedim.


Nam-ı Diğer Grace-Margaret Atwood
Doğan Kitap

   Bu kitabı okumak için öne çekmemin önemli nedeni dizisini izlemek istediğim içindi fakat üstünden yaklaşık 3 ay geçse de elimdeki dizileri bitirmek istediğim için daha diziye başlayamadım. 
   Nam-ı Diğer Grace gerçekleri temel alan kurgu ürünü bir kitap. Ana karakter olan Grace Marks, 16 yaşında cinayet vakasıyla idam cezası ile yargılanarak 1840’lı yıllarda Kanada’da herkes tarafından kötü bir kişi olarak bilinmektedir. Neden bu cinayet davasının içinde, neden bunu yaptı gibi soruları sorarken Grace’in bütün hikayesini dinlerken buluyoruz kendimizi. Atwood’un kalemiyle bir noktadan sonra hikayeye dahil olup Grace’in basit(!) yaşamını daha fazla merak etme ve sorularımızın cevabını öğrenme dürtüsü gittikçe artmaktadır. Tarihte boşlukları olan bir olayı Margaret Atwood kendi yorumunu katarak, kurguyu öyle bir bütünleşik hale getirmiş ki kitabı sevmemek elde değil.


Cam Kent/New York Üçlemesi-Paul Auster
Can Yayınları

   Üçlemeyle ilgili genel paylaşımımı diğer aya yapacak olsam da serinin başlangıcı olarak bu kitap ilgimi çekmeyi başarmıştı.


Kirpinin Zarafeti-Muriel Barbery
Kırmızı Kedi Yayınevi

   Instagram'da bu kitabı okumaya başladığım da kitabın güzelliği ile ilgili bir çok mesaj aldım. Bu durum ise okudukça beni daha çok heyecanlandırdı. Gerçekten kitap bittiğinde de herkesin neden bu kadar çok sevmiş olduğunu anladım. Kısaca bahsedecek olursam: 54 yaşında entelektüel bilgi birikimini dış dünyasına yansıtmayan bir kapıcı kadın ile 12 yaşında intihar etmeyi düşünen bir kızın hayatlarındaki olayları ele alıyor. Hayattaki o küçük mutlu anları, her şekilde karşımıza çıkan güzelliği, farklı kültürlere ait hoş sohbetleri, beklemediğimiz olayların kesişimini ve hiç ummadığımız anda karşımıza çıkan minik heyecanları barındırıyor Kirpinin Zarafeti.


İpek-Alessandro Baricco
Can Yayınları

   Baricco’nun kitapları kısacık gibi görünse de derinden etkileyen şiirsel satırlarıyla sanki yüreğimiz bu kitapla tamamen dolmuş gibi hissettiriyor. İpek böcekçiliği için Avrupa’dan Japonya’ya kadar yolculuk yapan ve bir süre sonra ipek böcekçiliği sadece onun için araç haline gelmiş bir adamın hikayesi.


   Bu ay tiyatroyla dolu dolu geçti ve en merak ettiklerimden olan Kürk Mantolu Madonna oyununa gittim. Oyuncu kadrosuna, oyunun temposuna, kitaptan resmen birebir aktarılmasına diyecek hiçbir şeyim yok. Böyle byük bir oyun beklenti çok fazla oluyor ve istediğimi alamadığım durumlarda üzülüyorum: 1. Maria Puder rolünden istediğim duygu yoğunluğunu alamamam. 2. Dekor olarak beni heyecanlandıramamış olması. Elbette kitabı en iyi şekilde uyarlayabilmek için büyük bir emek olduğu ortada ama dekorda genel olarak eksik olduğumuzu düşünüyorum. 


   Dava'dan uyarlanan Joseph K. oyununa Odtü KKM'de gitme fırsatı yakalayabildim. Yuvarlak bir sahne kurulmuş olan oyunda her şey bu dairenin içinde gerçekleşiyor ve oyuncular bir an olsun sahneden ayrılmıyor. Dava'nın modern versiyonunu ortaya koyulmuş ve kitapta beklediğim sahneler burada yoktu maalesef. Çok sevdiğim bir uyarlama değildi ama Didem Balçın'ın performansına hayran kalmamak elde değil.


   Belgesel tadında işlenen Göçmenler için fazla bir şey söylemeye gerek yok. Genco Erkal ve ekibin sunduğu performans izlerken insanın boğazını düğüm düğüm yapıyor. 


   Evde film izlemek istedim ama ne izleyeceğimi bulamayınca belki sinemaya Darkest Hour izlemeye giderim diye öncesinde geçen yıl fırtınalar estiren Dunkirk'ü izlemek istedim. Savaş ortamını kan, silah yoğunluğu olmadan en iyi böyle gösterilebilirdi herhalde. 


   The Shape of Water'a gidecekken Ben, Tonya filmine giderek iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. 90'lı yılların başında buz pateninin  efsanevi ismi ve büyük bir skandalda ismi olan Tonya Harding'in hayatını anlatan biyografik bir film. Tonya'nın yaşadığı her duyguyu ekrana aktaran ve heyecanı hiç bitmeyen bir film. En zorlu ve şiddet içeren durumlarda bile tuhaf bir şekilde insanı güldürebiliyor. Buz pateninin bütün zarifliğini yıkan ve tersini de göstermeye çalışan çok beğendiğim bir film oldu.


   Oscar ödülleri sırasında adını sıkça duyduğumuz bir film olan Three Billboards Outside of Ebbing, Missouri bayılarak izlediğim, bütün duyguları o kadar net ve doğal bir şekilde aktarıyor ki filmin parçası olmamak elde değil. Frances McDormand'ın oyunculuğu ise kendini mükemmel bir şekilde belli ediyor.


   Şubat ayı ne kadar kısa olsa da benim için her yere yetişmeye çalıştığım ve hiçbir şeyden eksik kalmamaya çalıştığım mükemmel bir ay oldu. Güzel kitaplar, güzel oyunlar ve güzel filmlerle biten bir ay... 

15 Nisan 2018

Okunanlar | İzlenenler Ocak '18


Thaïs- Anatole France
Altın Kitaplar

   Bu yılın okuma listesini büyük ölçüde geçen yıl olduğu gibi 1001 kitaplar oluşturuyor. Geçen yıl 17 kitap üzerinden gitsek de bu yıl belli kategorilere göre aylık okuma listesi oluşturuyoruz. Bu ayın teması ise orijinal dili Fransızca olan bir kitap. Ben de bunun için hemen sahaf kitaplarıma başvurdum. 

   Tek bir kitap görünümünde aslında iki kitabı bir arada barındıran Anatole France'in bu eserinde ilk  bölümü Thaïs, ikinci bölümü de hikayeleri oluşturuyor.Thaïs güzelliği ile dillere dolanmış, yetenekleri ve büyüleciliği ile herkes kendisine mest olmuştur. Paphnutius ise Thaïs’i yaşadığı bu dünyadan, sadece güzellik, zevk ve paradan oluşan bu yaşamdan kurtarmak ister. Bu kurtarışı, ruhani yolunda en büyük gayesi edinmiştir.

   Thaïs, genel olarak sürükleyici ve abartısız anlatımlardan uzak, şaşırtıcı bir kitap. Fakat hikayeler kısmını ise pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim.


Bir Tablo Satıcısının Anıları-Vollard
Doğan Kitap

    Portakal'ın Yüzyılı için çıkan bu 4 kitaplık seride, okuduğum üçüncü kitap olan Bir Tablo Satıcının Anıları, Vollard'ın sanat dünyasına ait gözlemlerini anlatır. Yakın geçmişte, büyük sanatçılarla aynı dönemde yaşayan Vollard, anılarını birinci ağızdan anlatır. Özellikle empresyonizm döneminin sanatçılarıyla iç içe olması, o dönem sanatçılarının yaşadığı zorluklarını, elde ettikleri başarıları yakından görüp kaleme almıştır. Dönem sanatçılarından Degas ve Cezanne olan yakınlığı, anılarının da büyük bir bölümünü bu sanatçıların hayatları oluşturmuştur. Ayrıca, dönemin büyük bir koleksiyoneri olan Vollard, Van Gogh, Gauguin, Picasso ve Matisse'in eserlerini sergilemenin yanı sıra Manet, Monet, Renoir, Cezanne gibi birçok sanatçının eserini de satmıştır. 

   Sanatçılarla dolu bu güzel anı kitabı, sanat tarihi okumaları yapanlar için büyük bir keyif verecektir. 


   Woody Allen'ın yönettiği Kate Winslet ve Justin Timberlake gibi oyuncuların kadroda olduğu ve Amazon Stüdyolarında çekilmiş olan bir filmi izlemeden afiş ve kadro üzerinden etkilenmiştim. 1950'lerde Coney Island'da geçen film, atlı karınca operatörü olarak çalışa bir adamın ve karısı ile birlikte yaşadıkları tepetaklak hayatı ele alan bir film. Woody Allen'ın Cafe Society'den sonra bu film oldukça iyi geldi ama yine de genel beklentileri karşılamayabilir. 


  Bu filmin proje fikri ilk yayınlandığındann beri filmin vizyona girmesini dört gözle bekliyordum. Yağlı boya ile yapılan 65.000 kare ve 853 tablo ile içinde müthiş bir emek barındıran Loving Vincent, bekleneni fazlasıyla veriyor. Van Gogh'un hayatını ölümünün sırrı ile keşfetmeye başlayıp, başkalarının gözünden Van Gogh çizimleriyle gördüğümüz bir film. Bütün sahneler adeta bir görsel şölen ve sahneler arası geçişler ise bu şöleni taçlandırıyor.


   The Greatest Showman, gidip gitmemek arasında karar veremediğim bir film oldu. Öyle ki filmin seansı yeni başladığında bilet alıp son dakika kararıyla izlemeye başladım. Müzikal filmleri çok severim ama bunda neden şüphelerim vardı hiç bilmiyorum. Sinemadan çıkarken iyi gitmişim dediklerimden oldu. 


  Daha önce Sleepless in Seattle'ı izlememiştim ve bir akşam yine 90'lar esintisi istediğimde bu romantik filme yer vermek istedim. Bu filmlerin insanda bıraktığı hisler o kadar güzel oluyor ki. 


   Yine heyecanlı bir sezon yaşatan Outlander'ın 3. sezonunda, en sevdiğim dönemlerden olan 1940 esintilerini görüyoruz. Başlarına daha ne gelebilir ki diye düşündüğümüzde aslında yaşayacakları hiç bitmiyor ama sonunda hiç ayrılamıyorlar elbette. 4. sezonunu iple çekiyorum.


   Black Mirror'ın bir sezonunu bir oturuşta bitiremiyorum çünkü her bölümü beni o kadar çok geriyor ki ara vermeden izleyemiyorum. 3. sezonunu Ocak'ta bitirsem de 4. sezonuna başlayacak cesareti şu an kendimde göremiyorum.


  The Crown, Netflix'in başarılı yapımlarından biri ve 2. sezonunu da yine dolu doluydu. Bu sezonda, Kraliçe'nin kadınlık yönünün daha ağır bastığı bir sezon görüyoruz. Ailesiyle ilişkileri, yaşadığı zorlu hamilelik dönemi, eşiyle olan ilişkileri gibi. Sevdiğim bir sezon oldu.


  Cable Girls ya da orijinal adıyla Las Chicas Del Cable, Netflix yapımı İspanyol dizilerinden biri. Şimdilik 2 sezonu bulunan dizi, tam bir entrika dizisi desem yanılmış olmam umarım. O kadar entrika dolu bir dizi ki hiçbir bölümü sakin geçmiyor :) 1920'lerin Madrid'inde geçen dizi hem dönem dizisi olması hem de heyecanı hiç bitmediği için sevdiklerimden oldu. 


   Türkiye genelinde Ocak ve Şubat ayında herkesin dilinde olan tek bir dizi vardı: La Casa de Papel yani Money Heist. 7 bölümünü üst üste izleyebildiğim bir gün oldu ve tabii caizse diziyi silip süpürdüm. Olumlu yorumlar çok olsa da bir o kadar olumsuz yorumlar da var. Ben ise fazlasıyla sevdim, müziğiyle, kurgusuyla, oyuncularıyla ve İspanyolca olması daha da sevdirdi. 


2 Mart 2018

Okunanlar | İzlenenler Aralık '17


Süreyya - Nil Sakman
Yapı Kredi Yayınları

  Satırlarında kaybolduğum bir kitap Süreyya. İçine fazlasıyla çeken, alıp götüren. Beni en çok etkileyen ise bu satırlar oldu, sanırım ben de kendimi bu kaybolmuşlukta hissettiğim için: “Bundan sonra ne yapmalıyım, ye soracaksın kendine; belki kimi kararlar alacaksın. Sonra tam da bu kararlar üzerinde yoğunlaşmaya kararlıyken, geçmişten ufacık bir çağrışım gelip seni bulacak. O anda zayıf mısın, değil misin yoklayacak. Böylece geçmişe doğru bir zincir boşalacak, içinde kilitli tuttuğun ne varsa ortalığa saçılacak. İşte o anda kendini içine hayaletlerini gömdüğün o koca dolabın içinde bulacaksın...”


 Siddhartha - Hermann Hesse
Can Yayınları

  2017'de 1001 kitap okuma listesinde son üç kitaptan biriydi Hermann Hesse. Bunun için en merak ettiğimi okudum. Budizm felsefesi çerçevesinde kişinin kendini dinlemesini esas alarak yol gösterici bir kitap. Simyacı ile karşılaştırılsa da Simyacı'ya göre daha fazla zevk alarak okudum.


Sakın Kımıldama - Margaret Mazzantini
Doğan Kitap

   1001 kitap listesinde İtalyan yazardan bir kitap maddesinde Mazzantini'yi seçtim. Sen Dünyaya Gelmeden kitabı daha çok aklımda olsa da 1001 kitap listesinde değil. Sakın Kımıldama'yı hiç sürükleyici bir kitap olarak beklemiyordum ama beklentilerimi fazlasıyla şaşırttı. Başarılı bir cerrah olan Timoteo, kızının geçirdiği bir trafik kazası sonucu çalıştığı hastaneye yatırıldığında ona bir nevi kızınında dahil olduğu geçmişindeki en büyük gizemi anlatmaya başlar. Bu hikayede ise kendisininin nasıl insanlıktan çıktığını, bu durumun nasıl ilerlediğini ve kendisiyle nasıl hesaplaştığını kelimeleri adeta güçlü görsellere dökerek sunar. Aslında, dışarıdan ne kadar mükemmel bir işe ve evlilik hayatına sahip olduğu gözükse de hayatındaki gerçeği hiç ummadığı bir yerde bulur. Ayrıca bu kitaptan uyarlama Penelope Cruz'un da başrol aldığı bir film de mevcutmuş, yakın zamanda izlemeyi planlıyorum.  


Yabancılık Oyunu - Cylin Busby
Misis Kitap

   Dört yıllık bir kayboluşun ardından ailesine kavuşan Sarah, anne ve babası tarafından sevinçle karşılansa da bu durum kız kardeşi için çok geçerli olmamaktadır. İki yabancının karşılaşması gibi birbirlerini tanımak zorundadırlar ama abla kardeş ilişkileri eskisinden bile farklılaşmaktadır. Şüpheci yaklaşımların ve sorguların bitmediği bir ortamda Sarah ise çevresine kendisinin geri döndüğünü inandırmak zorundadır. Konusu çok yabancı olmasa da işleniş şekli ve kolay okunabilir olması yoğun bir temponun içindeyken tam aradığım gibiydi.



   İki Bekar gidip gitmemekte kararsız kaldığım bir oyundu ama çıkarken de biraz hayal kırıklığına uğradım. Oyuncular harika olsa da (özellikle Evrim Alasya'nın performansı mükemmeldi) sahne dekoru ya da dekorsuzluğu benim çok fazla gözüme batan bir unsur oldu. 


  Dizi olarak ne izleyeceğime karar veremediğimde ve biraz da yoğun olmayan bir dizi izlemek istediğim için Sex and the City'e başlayıp 1. sezonunu bitirdim. Bana göre oldukça yavaş bir dizi gibi gelse de hiç değilse aradığım özellikleri veriyor. Bir kenardan yavaş yavaş devam ettiğim dizilerden biri. 

17 Şubat 2018

Okunanlar | İzlenenler Kasım '17


Sana Gül Bahçesi Vadetmedim - Joanne Greenberg 
Metis Yayınları

   Sana Gül Bahçesi Vadetmedim okumak için cesaret bulamadıklarımdan biriydi. Zamanının gelmesini beklerken bir dürtüyle kendimi kitaba başlarken buldum ama zorluklar da beni bekliyordu çünkü bir şizofrenin yaşadıklarını okuyup onu anlamaya çalışmak (bazen anlayamamak) hiç kolay değildi. Kendi dünyasında kendi dilini konuşan ve o dünyaya doğru hep bir şekilde sürüklenirken bir yandan da yaşadığı dünyaya adapte olmaya çalışan Deborah’ın sürecinde onunla birlikte sürüklenmemek imkansızdı...

   Kasım ayında ayrıca Hüsnü Arkan'dan Ölü Kelebeklerin Dansı'nı okudum ama istediğim tadı çok alamadığım bir kitap oldu.


   Kasım ayı demek Stranger Things demek idi. 2. sezonu ilk sezondan daha fazla sevdim ama nedense 3. sezon çok zorlama olacakmış gibi hissediyorum.


   Wonder kitabındaki sıcaklığı fazlasıyla hissettiren bir uyarlama olmuş. İzlerken hem mutlu edip hem de hüzünlendirebiliyor. 


   Son dakika kararıyla izlediğim bir oyundu ve bunun en önemli nedeni Müzeyyen Senar esintilerini dinlemek içindi. Oyuna öyle bir keyif vermiş ki. Zaman zaman çok uzadı hissi oluşsa da insanı eskilere götüren bir oyundu.



   Anna Karenina'nın prömiyerine @kitapagacitiyatroseverler ile giderek ilk prömiyer deneyimimi gerçekleştirmiş oldum. Sahne, ışık, kostüm, oyuncular her şeyiyle o kadar güzel bir oyundu ki izlerken çok büyük bir zevk aldım. 

15 Şubat 2018

Okunanlar | İzlenenler Ekim '17

  Uzun bir aradan sonra tekrar aylık özetleri yazmaya başladım. Aralık ayında benim için hayatımdaki en büyük ve değerli bir sergide sanatçı adayı olarak yer aldığımı için bunun hazırlık süreci ve sonraki toparlanma süreci var olan düzenimde aksaklıklar yarattı. Bu nedenle kasım, aralık ve ocak benim için o kadar yoğundu ki bloga yaptıklarımın özetini aktarabilecek vaktim yoktu ve daha sonra bu durum yerini üşengeçliğe bıraktı. Artık buna bir son vermek için tekrardan yazmaya başladım ve bu aylık özetlerde boşluk olmaması adına kısa kısa da olsa eksik olan ayları da yayınlıyorum. 


  Harry Potter and the Chamber of Secrets - J.K. Rowling
Scholastic

   Her yıl okullar açılınca aklıma Harry Potter daha bir özlemle gelir. Bu yüzden bu yıl da Ekim ayında okunma sırası gelen Sırlar Odası'nı bitirdim. Üstüne de filmini de izleyerek yıllık Harry Potter rutinimi yapmış oldum.


Lizbon Kuşatmasının Tarihi - Jose Saramago
Kırmızı Kedin Yayınevi

   İlk Saramago okuması için zor bir kitap seçmişim çünkü bazı sayfalar o kadar hızlı geçerken çoğu zaman ise sanki bir sayfayı saatlerce okuyormuş hissine kapıldım. Zaman zaman sevdim ama genellikle zorlandım. Yine de Saramago okumaya devam edip diğer kitaplarını da deneyimlemek istiyorum. 


   1979'un Güney Kaliforniya'sında pansiyon gibi bir yerde geçen,  bir gencin annesinden ve pansiyonda kalan diğer kızlardan hayata ve kadınlara dair öğrendiklerini nasıl hayata geçirdiğini izliyoruz.


   Halt and Catch Fire'ın son sezonu olan 4.sezonu da Ekim ayında bitirmiş oldum. Dizinin diğer sezonlarına göre durgundu ama duygusal olarak çok yoğundu. Güzel bitti bu dizi.



   Ara ara bana böyle nostalji havaları geliyor ve beni o havaya dahil edecek filmleri izlemek istediğimde 90'lı yılların filmlerine başvuruyorum. Çoğunu yavaş yavaş yeni izlediğim için bu sefer izlediğim When Harry Met Sally! İnsan nasıl da ışınlanmak istiyor o turuncu, sonbaharın buram buram hissedildiği sokaklara.


   @kitapagacitiyatroseverler ile izlediğim bu ayki oyun Erdal Beşikçioğlu'nun oynadığı ve yönettiği Tüy Kalemler'di. Çok yoğun ve sahneden gözlerimizi alamadık. Saygın Soysal'ın oyunculuğunu da sahnede izlemek büyük bir zevkti. 

8 Ekim 2017

Okunanlar | İzlenenler Eylül '17



Lavinia - Ursula K. Le Guin
Metis Yayınları

   Eylül ayı benim için özellikle okuma hızım için gayet verimli bir ay oldu. Yıl boyunca hiçbir ay kendimi tamamen verip okuyamamıştım ama bu ay sonunda bunu kırmayı başardım. Büyük bir etkisi de bayram tatili olup kendimi tamamen kitaplara bırakmam oldu. 

  Tatile gittiğim yerin dokusuna çok uyacak ve Ursula ile ilk tanışma kitabım olan Lavinia ile bu aya başladım. Kitabın konusu, Vergilius tarafında yazılmış olan on iki ciltlik Aeneas Destanı'nın son altı cildinde yer alan olayların Lavinia'nın bakış açısından okuduklarımız ele alınıyor. Daha doğrusu Lavinia kendini bu şiirin içinde olduğunu bilip olacakları sorduğu biri yani şair vardır ve onun söylediklerini kader olarak kabul edip toprakları için en iyisi olacakları babasıyla paylaşır. Zaman zaman okurken zorlandığım ama zevkle okuduğum bir kitap oldu. 


Gece - Elie Wiesel
Koridor Yayıncılık

  2017'de 1001 kitaptan 17 kitap etkinliğinde 12. kitap Gece'ydi. Wiesel 16 yaşındayken soykırımda yaşadıklarını sade bir şekilde anlatıyor. Bir gecede nasıl ailesinden kopup hayatını değiştiğini, sadece yanında babasıyla kampta yaşama tutunma çabalarını ve her seferinde ölümle yüz yüze gelişlerini bu kitapta toplamış. Devamı Gündüz ve Şafak Vakti olarak basılmış ve şuan baskıları yok ama bu yayıncılıktan devamı gelecek mi bilmiyorum. 


Arayışlar - Lou Andreas-Salome
Türkiye İş Bankası Yayınları

   Otobüs yolculuğumda bana eşlik eden Arayışlar, bir kadının ressam olma yolunda ve bir erkeğe olan sevgisinde ona tamamen bağlanma konusunda yaşadığı çelişkileri, duygularını anlatan bir kitap. İçinde çok güzel cümleleri olan kısa olmasıyla da alıp götürüyor. Okumadan önce sanatla daha iç içe olacak bir kitap olacağını düşünüyordum ve öyle de olsun bekliyordum ama erkeğe olan duygularının daha ön planda olduğu bir kitap. Beklentimi tam karşılamasa da sevdim içindeki cümleleri.


Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
Türkiye İş Bankası Yayınları

   Türk Instagram kullanıcılarının profilinde en çok görülen yazarlardan biri Zweig :) Bunu nedenle ısrarla elime almıyordum ama okumak da istediğim için bunu da otobüs yolculuğumda bana eşlik etsin diye yanıma aldım. Ya beklentimi çok yüksek tuttuğum için ya da başka bir sebeple istediğim o tadı alamadım fakat ara ara Zweig okumayı devam ettireceğim. 


Dalgaların Sesi - Yukio Mişima
Can Yayınları

   Yılın başında Mişima'dan Bahar Karları'nı alıp okuyamamıştım ama 1001 kitap okuma etkinliğinde 10. kitap Japon yazardan br kitap olunca Dalgaların Sesi'ni seçtim. Bir Japon adasında monoton hayatlar yaşayan iki gencin birbirlerine karşı olan duygularını o kadar zarif ve bir o kadar da insanın içine nüfuz ederek anlatıyor ki bize sunduğu o hikaye sanki bambaşka ve hiç rastlamadığımız kelimelerden oluşuyor gibi. Sanki o küçük Japon adasında ben de varmışım gibi. Dilini çok sevdim, duyguları dile vuruşunu, aşkı gösteriş şeklini çok sevdim. Şimdi Bahar Karları'nı okumak için daha çok sabırsızlanıyorum. 


Mutluluğu Beklerken - Selma Lagerlöf
Altın Kitaplar

  Nobel ödüllü Lagerlöf'ün kitabını yılın başında okuyup yarım bırakmıştım çünkü o dönem bana o kadar ağır ve yoğun geldi ki devam edemeyeceğimi anladım. Hazır tempomu bulmuşken bu kitabı bitirmek ve aklımın bir köşesinde okuyacağım diye kalmasın istedim. Bunu da 1001 kitap etkinliğinde 11. kitap kategorisine yani canımız ne isterse maddesine koyunca bitirmek için daha çok heveslendim. Fakat bu kitabı okurken ve bitirirken yine çok zorlandım ve çok yavaş ilerledim. Bu durumun değişmediğini görünce kitabı bitirmek için inat ettim çünkü yarım kitap bırakmayı sevmiyorum.


Cesur Yeni Dünya - Aldous Huxley
İthaki Yayınları

   1001 kitap etkinliğinin 13. kitabını sırası gelmişken okudum. Okunacaklar listemde her zaman aklımda olan ama bir türlü sıra gelemeyen bir kitaptı Cesur Yeni Dünya. Bu liste sayesinde sırası gelmiş oldu. Tahminimden çok çabuk ilerleyen ve kendine çabucak çeken bir kitap olması beni çok sevindirdi ve kitabı da bir o kadar sevdim. 



Simyacı - Paulo Coelho
Can Yayınları

   Simyacı şimdiye kadar hep uzak durduğum ama şans vermem gerektiğini hissetiğim kitaplardan biri. Yorumlarına çok güvendiğim kişiler Simyacı'yı beğenmeyince bu da ben de demek ki okumak için sabırsızlanmam gereken bir kitap olmadığını düşündürttü. Fakat 25. yıla özel baskısına dayanamadım çünkü baskısı mükemmel ve bu da beni okumaya iten noktalardan biri oldu. Okudum, bitti ama beni çok da heveslendirmedi. Çabucak ilerleyen, bilindik bir tadı olan ve üstünde durmadığım bir kitap oldu. Belki daha önceleri okusam yorumum böyle olmayabilirdi ama şu zamanda hissettirdikleri bu yönde oldu.


Sandık Lekesi - Sema Kaygusuz
Metis Yayınları

   Sema Kaygusuz ile tanışma kitabım onun öyküleri ile oldu. Dille oynayışını ve ele aldığı konuları çok sevdim. Tekrar okunacaklar listesine de ekledim.


   Ne izleyeceğimi karar veremediğim sırada gözüm Woman in Gold'a takıldı. İçinde Gustav Klimt, tarihi olaylar, günümüzden izler, gerçek bir olay olan ve kadronun da çok güzel olduğunu görünce tamam bu olsun diye izlemeye başladım. Maria Altman, Nazi zamanı Avusturya'dan Amerika'ya kaçan ve Klimt tarafından amcasının eşinin portresi yapılmış olan eserin peşine düşmektedir çünkü bu eser onların aile mirasıdır ve Avusturya Hükümeti bu tabloyu kendi ülkelerini temsil eden çok önemli bir eser konumunda görüp asıl sahibine vermeyi reddeder. Bu mücadele ise filme harika bir şekilde aktarılmış, bayılarak izlediklerimden bir tanesi oldu. 


   Yaz dizilerinden biri olan The Bold Type, TV Time uygulamasında dikkatimi çekip başladım. Yayıncılık sektöründe geçen böyle pembe dizileri çok seviyorum. Bu dizi ise Cosmopolitan editörünün hayatının bir kısmından uyarlanmış bir dizi. Bayılarak izlemedim ama hiç değilse başka işlerle uğraşırken beni oyalayan dizilerden biri oldu. Etkili bir sezon finali olmasa da 2. sezonunu yine de bekliyorum. 


   4 sezondur izlediğim yaz dizilerinden biri olan Younger bu sezon beni biraz hayal kırıklığına uğrattı çünkü olabilecek olayları çok yavaş ilerlettiler. Fakat bu diziyi seviyorum çünkü bir anda kendine çekip fazlasıyla sarıyor. 


   İzlemeyen kalmamıştır ama ben bu filmi yeni izledim. Tabii geç izlediğim için biraz üzülsem de bayıldığım filmlerden biri olup beni kendi hayallerimde yüzmeme daha çok itti. Nasıl sıcak, nasıl güzel bir film. Karlı günlerde sıcak çikolata yapıp tam izlemelik bir film. 


   Ne izleyeceğime yine karar veremediğim bir gün karşıma Flipped çıktı. 8. sınıfa giden iki gencin birbirlerine olan duygularını o kadar güzel yansıtmış ki insan hemen ilkokul, ortaokul anılarına dönüyor.


   Şu sıralar 4. ve final sezonu yayınlanmakta olan Halt and Catch Fire 3.sezonunda 80'lerin sonuna yaşanan kurguyu bilişim ve teknolojiyi merkeze alarak anlatıyor. Bilgisayar oyunlarının, Internet'in ilk yıllarını da görme fırsatımız oluyor.


   Haftasonu öğleden sonra bir gün öyle bir nostalji havasına girmiştim ki canım Mesajınız Var'ı tekrar izlemek istedi. Zaten ilk izlediğimde o kadar küçüktüm ki çok temel şeyleri hatırlıyorum. Yani bir nevi yeni bir film izlemiş gibi hissettim kendimi. 


Eylül ayı bana kitaplar konusunda o kadar verimli bir ay yaşattı ki bu durumdan oldukça memnunum. Diğer aylarında böyle güzel bir şekilde geçmesini umuyorum.