18 Eylül 2016

Kırtasiye Alışverişi #14 (Aliexpress.com)


   Yaz başında verdiğim Aliexpress siparişinde kendimi stickerlara boğmuş olabilirim. Yanında çok beğendiğim ürünleri de ekledim, eh bir kısmında da pişmanlık var. Hatta bazıları hiç gelmeyecek sandım çünkü iki ayı geçmesine çok yakın teker teker döküldüler. Ayrıca her zaman ki gibi gelen bir ürünü de koymayı unutmuşum.


   Elimde genelde düz veya geometrik desenli bantlar vardı ve en son alışverişimde yaldızlıları toplayınca, bu sefer desenlilere yöneldim. Sol üstteki kutudan iki bant çıkıyor ve üç metre uzunluğundalar. Bu nedenle bantlar çok ince geliyor ve mavi rengin ağırlıklı olduğu banta bir ezilme var; bu da bantı çekince istenmeyen yerde ayrılmalar olabiliyor. Bantları House of Novelty'den aldım ve bu satıcıdan genelde çok memnun kalıyorum. 
   Bu fotoğrafta olması gereken bir ürün daha var: bir kutuda kısa da olsa bir sürü çeşitte renkli bantlar var. Hepsinin linkini aşağıya ekliyorum.

Fotoğrafta olmayan ürünün linki, sol üst ikili bantların linki, kimonolu japon kızlı bantın linki, mavi çiçekli bantın linki, pembe çiçekli bantın linki, siyah renkteki bantın linki.



   Minik minik kutuların içinden çıkan ürünleri çok seviyorum. Burada Molang'lı ve çiçek temalı iki kutunun içeriğinde bulunanlar var. Çiçek temalı da bir kaç tane deseni beğendim ama gerisi idare eder gibi. Yine de mektupları kapamak için tatlı bir yol. Molang'lıda her birinin deseni farklı farklı ve bu ürünü çok sevdim.

Molang'lı kutunun linki, çiçekli kutunun linki.


   Elimdeki Ipad kılıfı o kadar berbat haldeydi ki yenisinin arayışı içindeydim ve içime en çok sinen bu oldu. Ipad kılıfı için ince kapaklı ve altın sarısı bir şeyler bakıyordum ki bulabildim (sitedeki fotoğrafta daha açık renk duruyor aslında). Arkası da mat saydam plastik ama köşelerinden plastik içeriden çatlamış gibi. Yine de beğendim hem satıcısı ilgili hem de çok pahalı değil. 

   Geçen siparişimde  altın sarısı kağıt tutacaklarından aldığımı sanıyordum ya da bana gümüş rengini yollanınca o eksiği kapamak istedim ve yanına hemen rose goldlar da eklendi. 

    Bu stickerlara bayıldım. Minik minik karakterli çok sevimli. Çiçekli ve kavonoz içindeymiş gibi duran stickerlar ise harika. Mat dokuları var ve yapıştırınca da çok güzeller. Altınlı kısımları da çok kaliteli. Tek sorunu satın alırken tasarımını seçemiyorsunuz ama içimden geçenin gelmesi harika oldu. 

Ipad kılıfının linki, kağıt tutacaklarının linki, karakterli stickerların linki, çiçekli stickerların linki


   Molang'lı yapışkanlı not kağıtlarının dört deseni var. Hediye etmeye de harikalar bence. 

   Garden memo-it'in tasarımı yine seçilmiyor. Gönlümden geçen bu veya başka mavi çiçekli bir tasarımdı ama yine de istediklerimden birisinin gelmesi iyi oldu.

   Not defterleri A5 boyutunda. Satıcı dörtlü olarak ve biraz pahalı satıyor gibi geldi. Diğer ikisi bende değil ama bu bu üründen memnun kalamadım çünkü bir defter hariç diğerlerinde hep kırılmalar vardı ve defterin dış kapak baskısı iyi bir kalitede ve net bir şekilde basılmamış. İç sayfaları sarımtrak bir renkte ve dışına rağmen iç yaprakları kalın ve güzeldi. 


Molang'lı not kağıtlarının linki, Garden not kağıdının linki, not defterlerinin linki


   Stickerların hemen hemen hepsi Molang'lı ve hepsinin kalitesi çok iyi çıktı. Linki

   Böyle sıraladım ama bazılarını fotoğraf çekiminden önce kullanıdığım için boşluklar var :)


Link. Genel olarak bu satıcıdaki stickerları seviyorum. 


Link



   Matruşkalı stickerı Ankara Galeri Ekin'den aldım ve çok sevdiğim için aynısından bir tane daha aldım hemen.  Diğeri My Little Friend. Linki.


   Geyikli ve karanlıkta parlayan kartpostal setinin içinde güzel tasarımlar var ama 2/3'ünü çok beğenmedim. Kutusundaki o matlık çok güzel ama kartpostalların baskısı parlıyor, onları da mat yapsalar harika olacakmış. 

   Kiraz çiçekli zarfları çok beğendim ama maalesef çoklu şekilde satılıyor. Yine de aldım. Kağıdı aydınger yani mat ama yarı saydam yapısı var. Bir kaç tane paketlemeden dolayı ezilmiş gibi olan olsa da zarfların güzelliğinden bu kusura takılmadım. 

Kartpostalların linki (aldığım satıcının linkinde yoktu ben de başka bir satıcıdan ekledim), zarfların linki. 


   Okulların açılmasına yakın kırtasiyeler en gezilesi zamanlar oluyor. Açıkçası uğramak istemiyorum çünkü gördükçe alıyorum. Mesela Nezih'te çok güzel defterler gördüm ama almadım. Şimdi aklımda beni al, beni al diye nasıl dönüyorlar. O.O 

7 Eylül 2016

Okunanlar | İzlenenler Ağustos '16



 Mucize - R.J. Palacio

   Mucize kitabın tek cümlelik özetini arka kapağında başta söylemiş: ''Bir çocuğu yüzüne bakarak değerlendirmeyin.''  Bir çocuğun 'normal' olmamasının ve hayatını saklanarak yaşarken ilk kez beşinci sınıfta okula başlamasının ve okul çevresinin yaklaşımlarıyla ilerleyen bir hikayesi var. 

    Dokunaklı bir şekilde başlıyor ve bittikten sonra bir iz bırakıyor. Hayatımızda mükemmelliği, güzelliği ve en iyiyi ararken aslında her şeyin mükemmel olmasına gerek olmadığını hatırlatan bir kitap. 


 Örümcek Ağındaki Kız - David Lagercrantz

   Harika bir seriyi yazarın notlarından çıkarak seriyi nasıl devam ettiririz ve seriyi nasıl yerle bir ederiz örneğini güzelce sunmaktadır. Ben bu seriyi o kadar çok seviyorum ki önerdiklerimin başında gelir, hâlâ öyle ama bu kitapsız. Lisbeth'in bu kez neler neler yapacak diye çok merak ederken sanki geçiştirilmiş bir şekilde yazılmış. Goodreads'te bir yorumda Lisbeth'i bu kitapta çocuk bakıcısı olarak gösterdiğini yazmıştı birisi o kadar çok katılıyorum ki. Boşa okuduğumu hissediyorum ama okumasam da çok merakta kalacaktım. 


Ruhlar Evi - Isabel Allende

   Çok önerilen ama zor bulunan kitaplardan birisi. Bulunca alıp, uygun bir zaman için beklettiğim kitaplardan birisiydi. Yazar yaşadıklarını ele alırken onları okuyucuya 'büyülü' bir şekilde sunuyor. Şili'nin ilk sosyalist başkanı olan Salvador Allende ile yazarın babası kuzenler ve başkan devrilince aile sürgün ediliyor. Daah sonraları ülkesinde kalan büyükbabasının hasta ve ölmek üzere olduğunu öğrenince büyükbabasına ulaşmayacağını bilerek mektuplar yazıyor ve mektubun ilk cümlesinin nereden geldiğini bilmemektedir: ''Barrabas bize denizden geldi.'' Yazmayı bırakmayan Allende, sayfalarca mektup yazmıştır ve sonunda yazmak için doğduğunu anlamıştır. Elimizde de Ruhlar Evi gibi bir kitap vardır. 



   Goodreads'te yorumlara baktığımda Dublörün Dilemması'ndan daha zengin içerikli olduğu yazılmış. Maalesef o kitabı okumadığım için bu farklı anlayamıyorum. Kurgusu güzel, kelime oyunları güzel ama bir kaç yerde zor ilerlediğim bir kitap oldu. Dublörün Dilemması'nı okuyup sonra bunu bir daha okusam daha iyi olacak sanırım. 


   Ağustos ayı Orphan Black ile geçti desem yeridir. 2.,3. ve 4. sezonunu büyük bir merakla izledim. İlk sezonu çok çok hızlıydı ve bu yüzden sezonlar geçtikçe hızında da düşüş oluyor. Dizi 5. sezonluk gözüküyor ama 4. sezonda da bitirebilirlermiş gibi bir izlenim verdi. Aksiyonu, sorusu ve ilginç karakterleriyle bol bir dizi.


   Kızlar gecesi için hafif bir film ve yer yer eğlenceli bir film. Bazen çok sıksa da ışıklarla dolu bir sahnesi vardı, çok güzeldi. Filmi çok sevmesem, filmdeki ev ortamlarını ve mekanları çok beğendim. 
Elbette arada böyle filmlere de ihtiyaç duyulabiliyor. 


   Eddie Redmayne'e her rol nasıl yakışabilir. Filmi de çok beğendim ve neden sinemada izlemedim ki!


   11.22.63 Stephen King'ten okuduğum ilk kitaptı ve çok beğenmiştim. Mini dizisini izlerken de aynı keyfi aldım çünkü başarılı bir uyarlama olmuş. 1960larda geçen bir dizi olur da ben nasıl sevmem. Kostümler, oyuncular, mekanlar çok iyiydi ama 8 bölümlük dizinin en dikkat çekici unsuru o mükemmel arabalardı. Her araba ayrı ayrı hayran olunası şekilde diziye yerleştirilmiş.


   O kadar hızlı ilerleyen bir dizi ki! Her bölümünün 20 dakika olması ve anında diziye bağlaması çok ilginç. 40lı yaşlarında olan Liza 15 yıl ara verdiği yayıncılık sektörüne dönmek istiyor ama işe kabul edilmiyor. Arkadaşı Maggie neden kendini 26 yaşında göstermiyorsun der ve Liza o şekilde yaşını küçülterek işe kabul edilir. Yayıncılık sektöründe geçmesi ve bazı karakterler bana Ugly Betty'i çok anımsattı ve bu yüzden de çok sevmiş olabilirim. New York'ta geçmesi de ayrı bir güzel. Çok keyifle izlediklerimin arasında. 


   Lizbon'a Gece Treni'ni okuduktan sonra film uyarlamasını daha fazla merak etmiştim. Film uyarlaması güzel ama kitabı o kadar dolu ve zor ilerlerken film biraz hafif geliyor. Bu yüzden filmi izlerken kitabı çok düşünmemek gerek. Böyle olması da çok doğal çünkü kitap ve film ayrı medyumlar. Her ikisinin de keyfi çok ayrı tıpkı Lizbon'a Gece Treni gibi.


   Blog dünyası yeni yeni yükselişe geçmişken bir yemek blogunun zamanın ünlü aşçısının yemek kitabındaki tüm tarifleri 1 yıl içinde yapıp bloguna yazmasıyla ilerleyen birisi Julie. Keyifli ve yemek dolu bir film ama bana göre biraz da eksik gelen bir filmdi. 


   O kadar güzel bir animasyon ki her sahnesinin çizmileri hayranlık uyandırıcı. Bu filmde deniz kızı yok fok kızı var ve kurgusu da çok güzel ki ben burada uzun uzun yazmak istemem. 


   Sinemada izlemeyi kaçırdım ama gitmesem de olurmuş sanki. Emilia Clarke'i çok beğenirim ve onun için izlemeye başladım ve Sam Claflin ile ne kadar güzel bir çift olmuşlar. Kitabını tam film çıkmadan okuyunca filmi sanki daha çok beğenirim sandım çünkü kitaptan o kadar da memnun değildim ama film bitince kitap mı film mi diye tercihim de film kıl payı oylamayı kazanır gibi geliyor. 


   Younger'a benzer diziler ararken bunu buldum ama hiç sevmedim. Karakterler hep içinden konuşuyor ve bir türlü ısınamadım. Zaten 1 sezonmuş ve bölümler de 20 dakika olunca bir iş yaparken yanında izlemek için izledim.

4 Ağustos 2016

Okunanlar | İzlenenler Temmuz '16



Uçurtma Avcısı - Khaled Hosseini
Everest Yayınları

   Temmuz ayının sıcakları ve yaşanan üzücü olaylar nedeniyle okuma hızım çok düştü çünkü hiç okuyasım gelmiyor. Ağustos ayında bunu kırmaya çalışıyorum ve göreceğiz ne kadar başarılı olabileceğim. 

   Uçurtma Avcısı elimde iki gün kalabilen bir kitap oldu. Nedeni ise güçlü, merak uyandıran ve bir o kadar üzücü olayları takip ettiren bir kitap olunca kitabı bitirmeden içim hiç rahat etmedi. Kitap çıkalı 10 yıl oldu ama benim hep okumayı ertelediğim bir kitaptı. Neden yaptıysam? Ertelediğime biraz pişmandım ama yaşananları görünce kitabın içine kendimi de yerleştirdim ve dayanılmaz oldu. Çok zor. 


Merhamet - Toni Morrison
Sel Yayıncılık 

   Merhamet'e hevesle başlamamın nedeni Toni Morrison'ın kitabını ilk kez okuyacak olmamdı lakin hevesim bir kırıldı kitabın yarısından sonrası süründü durdu her ne kadar kısa bir kitap olsa da. Bu nedenle kitaptan istediğim tadı da alamadım. Bilmiyorum, belki başka bir kitabında durum daha iyi olur.

   Bu kitaplara ek olarak Alice Hakkındaki Gerçek'i okudum ama hiç benlik bir şey değilmiş. Lise çağındaki öğrencilerin dedikoduları ve sonuçları gibi bir şey. İlgimi çekmediği için bu bölüm de, şu bölüm de geçsin diyerek bitirdim.


   Kitaplar okuma konusunda çok ilerleme kaydedemesem de hiç izlemediğim kadar film izleyip durdum. Bunlardan ilki The Great Gatsby. Fragmanına hiç göz atmamıştım sadece afişine ve oyuncularına bakarak bunu izlemeliyim diye listeme attığımı biliyorum. Bu yüzden ilk sahneyi gördüğümde hiç böyle çekileceğini düşünmemiştim. En başta çok ilgimi çekti ve merak edip durdum ama filmin sonunda keşke böyle ilerlemese diyerek düşünüp durdum. Görseller, efektler çok iyi ama bu filme olmamış mı ya da tam bunun için mi olmuş karar veremeyerek filmi bitirdim.


   Bir sinema salonu 25 yaşa kadar Temmuz ayı boyunca her Salı bedava bilet veriyordu ve onu kullanabilmek salonda bana göre iyi olabilcekleri izledim. The BFG'den ümitliydim ve aslında güzel bir film fakat bazı sahneler gerçekten çok uzun tutulmuştu ve esneyerek izliyordum. Görselliğine hiçbir şey diyemiyorum ki Disney'den sonuç olarak. En sevdiğim sahne ise izleyenler görmüştür; rüyaların toplandığı bir ağaç var o sahne mükemmeldi. Çocukken izleseydim gözümde çok büyür ve çok beğenirdim diye düşünüyorum. Film bana göre yatmaya gitmeden önce sakin bir şeyler izleyip uyuya kalmalık filmlerden gibi. Bir de rüyaya o ağaçlı sahne girse tadından yenmez.



   Reign'in 2. sezonunda sıkıldığım için 3. sezona çok bakasım yoktu ama bir anda başlayıverdim. 3. sezon çok çalkantılı ve çok olaylı oldu. Özellikle Lost Girl'den beğendiğim Rachel Skarsten'i Queen Elizabeth rolünde görünce dizi benim için daha da güzelleşti. 


   Outlander'ın 2. sezonuna kitapları okumadan başlamayacaktım ama resmen dayanamadım. Yine bayılarak izledim. Son bölüm ise hiç tahmin etmediğim bir bölümdü. Sezonu şok olarak bitirdim ve üçüncü sezonda ne olacak hiçbir fikrim yok.


  Çok ilginç bir şekilde havalimanı, uçuş gibi özlemim oluştu ve bunu kırmak için bir filme bakıyordum ki The Terminal karşıma çıktı ve oyuncuları görünce beklemeden izledim. Ülkesi artık ABD tarafından tanınmayan bir yolcunun havalimanında bekleyişle geçen ömrünü konu oluyor ve neler neler yapıyor. Hem çok tatlı hem çok üzücü bir şekilde ilerleyen bir film. Ben çok severek izledim ve özlemimi de biraz olsun kırmış oldu.


   Bedava bilet gününde bu kez Ice Age'i seçtim. Açıkçası seriyi baştan oturup hiç izlemededim ilk iki filmi biliyor gibiyim, 4 hiç yok. Yine de çok bişey kaybetmeyeceğimi bilerek izledim. Film güzeldi ve bazı bölümler de yine sıkılsam da sevdim. Altyazılı gittim ama dublajlı gitsem bundan daha mı çok keyif alırdım bilemiyorum. Bir de kristalli bir sahne vardı. Oraya beni kapasalar diye düşünüp durdum :)


   Lucy bana tavsiye edilmiş bir filmdi ve yine ertelediğim günlerde izleyemedim. Baktım film izleyip duruyorum bunu da oturup izleyeyim dedim. İnsan beynini %100 kapasite ile kullansa neler olur gibi bir sorunun cevabını vermeye çalışan bir film. Kurulan senaryo ve yaşananlar ağzı açık bırakacak şekilde. Kurgusunu ve gidişatını sevsem de bir eksiklik var gibi hissettim ve sonu birazcık komik bile gelse de genel hatlarıyla bayağı sevdimç. 


   Bu kadar filmin içinde ve izlediğim diğer filmler içerisinde de en sevdiğim ise The Help oldu. Birincisi 1960'ları yansatan filmleri çok seiyorum. İkincisi Irk sorununu güzel bir şekilde yansıtan film olmuş. Üçüncüsü bu film hem sıcak, hem eğlenceli hem de problemi çözme şekli çok güzeldi. Filme tam anlamıyla bayıldım ve bana olumsuz gelen hiçbir şey yok. Bu tarz filmler seversen ve izlemediyseniz bunu kesinlikle tavsiye ederim. 



   Bir müzikalin arka plan çalışmalarına katıldığımda Chicago'nun şarkıları da vardı ve o müzikalde en sevdiğim bölüm Chicago idi. Fakat daha önce filmini izlememiştim, bu nedenle bu eksiğimi de kapamak istedim. Filmdeki bütün şarkıları bilerek izlesem de çok sevdim. Ortada bir suç, hapishaneden çıkmaya çalışma ve görsellik üstüne bir film ve müzikal tadında olunca daha da güzelleşiyor benim için. 


   Çok beklenti içine girmeyerek ve büyük ihtimalle sevmem diye başlamıştım ama beni ters köşeye yatıran bir dizi Orphan Black. İlk bölümden hiç bekletmeden aksiyona dalan ve yanında gizemi de sürüklüyerek devam eden bir dizi. İlk sezonu nasıl bitirdim hiç anlamadım. Ortada klonlanmış bireyler var ve her birinin hayatları ayrı ayrı ilginç ve elbette birisinin ki daha da merak konusu oluyor. İçeriğine çok girmek istemem ama güzel bir dizi. Şuan ikinci sezonu yarıladım sayılır tempo daha düşük ama soru işaretleri de hiç bitmiyor. 


   Son bedava bileti de Zootropolis ile kapattım. Çok tatlı bir filmdi ve hayvanları bu şekilde yerleştirmeleri hele de o tavşan ve kuzu çok harika olmuş. Yine ortalarında bir duraklama bölümü olsa da sıkmayan ve korku dolu sahneleriyle çok beğendim. Peki ya Shakira'ya ne demeli :)


Bu ay sonunda gerçekten kendime hayret ettim 8 film ve 3 dizi ile hiç yapmayacağım bir işi yaptım ve buna bağlı olarak kitap sayısı da azaldı ama bir orta yolu bulacağım.  

3 Temmuz 2016

Okunanlar | İzlenenler Haziran '16


Puslu Kıtalar Atlası - İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları

   Puslu Kıtalar Atlası çok konuşulan, çok övülen kitaplardan biri olması nedeniyle aklımda olan ama bir türlü almadığım bir kitaptı. Ocak ayındaki kitap fuarında 20.yıla özel baskısını görünce bu sefer almayı ertelemedim ama okumayı yine biraz ertelemiştim. Arka Kapak dergisinde Puslu Kıtalar Atlası ele alındığında bunu bir fırsat olarak görüp okudum. 

   Kitap o kadar değişikti ki nereye koyacağımı bilmiyorum; fantastik gibi ama değil, tarihi gibi ama değil, en iyisi tarihi kurgu diyeceğim ama o da değil gibi. Bu kategorileştirmeye çalışma dışında macera sever bir baba, oğlunu maceraya teşvik ederek hikaye şekilleniyor. İlk başlarda kitabı anlayamadığımı düşünüyordum ve okurken zorlanmıştım bu yüzden de istediğim hızda kitapta ilerleyemedim. Sanırım bu durum yazarın üslubundan kaynaklı ama sayfalar geçtikçe alışmak çok kolay oldu ve kitabı elimden bırakmak istemedim. Kitabı sevdim ama en sevdiğim cümle ise şu oldu: 
"... bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkü O'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim."

   Arka Kapak dergisini ise ilk kez almış oldum. Dergiye çok ısınamadığımdan almamıştım ama ilgimi çeken konular oldukça alabilirim. İç sayfa tasarımlarını ise beğendim; sade ve derli toplu. Şimdilik hala okuduğum dosya kısmıylayım ama ileriki aylarda biter mi bu sayısı geçmiş dergiler. 



Danimarkalı Kız - David Ebershoff
Pegasus Yayınları 

   Danimarkalı Kız çok hevesle başladığım bir kitaptı çünkü filmini çok beğenmiştim. Genelde kitaplar daha güzel gibi gelir ama filmde istediğimizi bulamayız ya, bu sefer tam tersi oldu; kitapta istediğimi bulamadım. Kopuk kopuk geçişler ve sanki her karakterde kopuk kopuktu. Kitapta tek olumlu bulduğum taraflar Gerda'nın geçmişine daha fazla bakabilmemiz oldu. 


Lizbon'a Gece Treni - Pascal Mercier
Kırmızı Kedi Yayınevi

   Yakın zamanda aldığım bir kitap olan Lizbon'a Gece Treni'ni yurtdışına seyahat etme isteğimin tavanlarındayken bu kitapla gezebilirim diye başladım. Kitabın hiç arka kapağını, yorumlarını okumadan başladım ve beklentim romantik türde, eline bileti almış Lizbon'da bizi gezdirecek bir karakter ve aşkını ele alacağı bir kitap gibi duruyor çünkü kapağa bakarak bu şekilde yargıladım. Okudukça o kadar farklı bir şeyle karşılaştım ki kitap elimde ağırlaşıyor. Nedeni ise kitabın su gibi ilerlemeyip durup düşündürecek çok fazla soru sorması. Konusu kısaca şöyle: Bir dilbilimcinin, Portekizce konuşan bir kadından duyduğu tek kelimeyle dilin büyüsüne kapılıp bu dilin peşinden gitmiştir. Bulduğu Portekizce kitabın içindeki cümleden de etkilenerek kitaptaki Prado'nun izinden gitmek için Lizbon'a ani bir kararla yol alır. 

  Kitap bana göre ağırdı ama içeriğinde seyahat, yeni bir ülke, yeni bir dil olunca okumak ayrı bir zevkli idi. 


Gölgesizler - Hasan Ali Toptaş
İletişim Yayınları

   Ocak ayındaki kitap fuarında bir de Hasan Ali Toptaş kitabı almıştım çünkü İhsan Oktay Anar'da Hasan Ali Toptaş'ta okumak istediğim Türk yazarlardan. Kendime liste yapmıştım Türk yazarları daha çok okumayı hedeflemiştim çünkü okuduğum Türk yazar gerçekten çok az. Bu durumdan ötürü Gölgesizlere başlamıştım. Toptaş'ın bu kitabında beklentim olay örgüsünün sıralı bir şekilde gittiği köy romanıydı gibi bir şeydi ama hiç öyle olmadı. Evet, ortada bir köy var ama olaylar ilerledikçe bütün yer ve zaman kavramı yok olup adeta akıl oyunu gibi nerden ne çıkabilir gibi düşündürerek okutturdu. Beklediğim gibi çıkmaması kitabı bana daha çok sevdirdi ve bu nedenle diğer kitaplarını da edinip okumaya devam edeceğim. 


Senden Önce Ben, Senden Sonra Ben - Jojo Moyes
Pegasus Yayınları 

   Senden Önce Ben sinemalara girmesiyle izleyeceğim bir filmdi çünkü başrollerde Emilia Clarke var (bayılıyorum). Erkek oyuncuyu da pas geçmek olmaz çünkü Açlık Oyunlarında kendisini hiç unutturmadı. Film vizyona girse de ben hala gidemedim, bayramdan sonraya kaldı artık. Kitabı ben çok abartılmış buldum ya da duygusuz modda mı okudum diye düşünüyorum ama ben kitabı beğenmedim. Başta sevmediğim şey yazarın birinci tekil şahıs şeklinde yazması ve diğer karakterin bölümünün birer parça olup yine birinci tekil şahıs şeklinde yazılmasını beğenemedim. Genel olarak kitabı sanki küçük yaşta birisi yazmış gibiydi ki karakterleri 30 yaş civarında düşünürsek bana hoş gelmedi. Bir ara gerçekten sıkıldığım durumlar olmasına rağmen son kısmı hüzünlendiriyor. 480 sayfayı sanki boşuna okumuş gibi hissetsem de filmine gidip daha çok beğeneceğimi hissediyorum.

   Filmine gidene kadar Senden Sonra Ben'i okuyayım demiştim, keşke demeseydim. Çok gereksiz bir kitap ve zaman kaybı bir kitap. Sırf bitirmek için göz gezdirerek okudum sayabilirim. Bazı sayfalar nasıl zorla geçiyor, nasıl zoraki bir kurgu diye düşündüm. İlk kitap öylece kalsaymış keşke.  



   Film izlemeye yavaştan yavaştan devam ediyorum. Big Eyes'ı sinemalardayken izleyecektim ama sonradan ne oldu da gitmedim bilmiyorum. Film izlemek istediğimde gezinirken Big Eyes'a denk gelince başladım. Film hiç sıkmadan ilerliyor ve ilerlerken sinirimde tavan yapıyordu haksızlık karşısında. Bana göre çok güzel bir filmdi ki yönetmeninin Tim Burton olması ekstra puan olarak yansıyor. 

   Big Eyes'tan hemen sonra Inside Out'ı izledim çünkü bir arkadaşım çok beğenmişti. Kurgusu, fikri mükemmel sürükleyerek gidiyor. Bir ara uzamış sahnelerde sıkıldım gibi oldum ama animasyon olmasıyla çizimlere bakarken o kadar etki etmiyor. 


   Future Learn'nün ücretsiz verdiği animasyon dersine kayıt olmuştum ve orada bu harika kısa animasyon filmini paylaştılar. Sadece 13 dakika ve izlerken zaman o kadar da hızla akıyor ki ne ara bitti oldum. Uçak tasarımını ve uçağı yapan ilk kadını anlatan stop-motion tekniğinde bir film. İzlerken sahnelere, çizimlere bayılacaksınız. İzlemek isterseniz linkini buraya ekliyorum. 


   Son yazılarımda hep paylaşıyorum New Girl'ü ama bir süre paylaşmayacağım çünkü 5. sezonuda hemen bitirdim ve gözüm altıda. Biraz boşluğa düştüm sanki. Canım her sıkıldığında ya da yemek yediğimde her bölüm 20 dakika olduğu için hemen açıyordum. Bu sezon Megan Fox'un katılmasını çok sevmesemde hızlıca geçen bir sezondu. 


  Tabii ki Game of Thrones'ta 6. sezonu da o nasıl bir finaldi diye bitirdim. Elimizde artık kitap olmadığı için artık önceden de sahneleri tahmin edemiyorum. Kitaptan ümidi keseyim en iyisi. 

Bu diziler bitince çerezlik dizi niyetine Reign'nin üçüncü sezonuna başladım. Ayrıca Outlander'ın ikinci sezonu için kitapları okuyayım da devam edeyim diye düşünüyordum ama  bekleyemeden başladım *-*

22 Haziran 2016

Bahar Okuma Şenliği Sonu 2016

Bahar şenliği benim için çok verimli geçmedi ve tatile girdiğim günden beri okuma hızımı hızlandırmaya çalışsam da diğer ayların boşluğunu dolduramadı. Okuma şenliği bir şekilde devam edecek olsa da bu yıl katılabileceğimi sanmıyorum çünkü şenlik olunca bir telaş hali oluyor ve kendimi kitaplara gömmek istiyorum. Yapılacak diğer işlerimde olduğu için kendimi dengede tutabilmek için listesiz okumaya devam edeceğim ama şenliklere de alışınca şimdi ne okusam ki diye düşüncelere şimdiden başladım. Bunun için Pinuccia'nın instagramda duyuracağı şenliği de merakla bekliyorum.

2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya manga veya foto roman.
DumAnkara / Levent Cantek / İletişim Yayınları / 224 sayfa


4. Kategori (10 puan): Anti-kahraman bir karaktere sahip bir kitap. 
Ejderhaların Dansı I-II / George R.R. Martin / Epsilon Yayınevi / 1169 Sayfa

7. Kategori (10 puan): "Kadın" temalı bir kitap.
Kadınsız Erkekler / Haruki Murakami / Doğan Kitap / 217 sayfa


10. Kategori (10 puan): Normalde okumayacağınız veya uzak duracağınız türde bir kitap.
Deneme Üzerine Bir Karşılaştırmalı Edebiyat Çalışması / Gürsel Aytaç / Hece Yayınları / 237 sayfa


15. Kategori (10 puan): Genç yetişkin türünde bir kitap.
Kan ve Tuz / Kim Liggett / Yabancı Yayınları / 360 sayfa


22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.

-2 Türk 2 Yabancı Erkek Yazarlar-
Gölgesizler / Hasan Ali Toptaş / İletişim Yayınları / 232 sayfa
Puslu Kıtalar Atlası / İhsan Oktay Anar / İletişim Yayınları / 238 sayfa
Danimarkalı Kız / David Ebershoff / Pegasus Yayınları / 365 sayfa
Lizbon'a Gece Treni / Pascal Mercier / Kırmızı Kedi Yayınları / 397 sayfa

Toplam 9 kitap: 90 Puan
Toplam 3439 sayfa: 34 Puan
22. kategori bittiği için ekstra 40 puan
Toplam: 164 puan

10 Haziran 2016

Kırtasiye Alışverişi #13


   Uzun süre zarfında küçük küçük ürünleri toplamışım fark etmeden. Youth Times diye geçen renkli defteri üniversitenin kırtasiyesinden bulup aldım ve daha da güzel defterler var ama pahalılar. Renklerine bayıldığım için biraz pahalı gelse de aldım.

   Canson suluboya kağıdını, Zig fırçayı, Zig altın mürekkebi ve kalemleri tahtakalehobi.com'dan temin ettim. Siprarişten memnumdum ama kalemlerin hepsi Zebra sarasa diye almıştım ama bronz renkli olan Uniball geldi. Rengini beğendiğim için çok da sorun etmedim. Bunların hepsini yapmayı düşündüğüm bir proje için almıştım ama projede netletmeşdiğim için şimdilik beklemedeler.

   Washi bantları ise aklıma gelmeyecek bir yerde buldum: Bauhaus. Bantlar için bir stant yapmışlar ve bayağı çeşitliydi ama çok albenili olan yoktu. Yine de en iyi alınabilecekler yaldızlı olanlardı. Ananaslı aliexpress'te çok görüp almayı vazgeçmiştim ama karşıma çıkınca aldım. Oklu olanı geçen alışverişim aliexpress'ten aldığım aynısı. Ek olarak kalpli ve mavi zigzaglıyı aldım. Tanesi 6 lira ve aliexpress'e göre biraz pahalı ama görüp hemen almak da farklı oluyor.

   Yıldızlı ahşap süsler ve hasır ipli siyah makası Porland'dan aldım. Süs objesi olsa da çift taraflı bir kullanım sağlıyor. Makası da gayet keskin.


   En üstteki fotoğrafı çekip bloga yükleyene kadar üstteki üç miniği de aldım. Galeri Ekin'de çok tatlı stickerlar oluyor ve gittiğim de oyuncak askerli gözüme çarptı. 

   Minik çiçekli defter ise Nezih'ten. İçi ise pembe puantiyeli. Kullanmaktan çok dekoratiflik bile çok tatlı duruyor. ^-^